İçeriğe geç

YAZAR MIGUEL DE UNAMUNO’NUN FRANCO ELİYLE REKTÖRLÜK GÖREVİNDEN ALINMASININ HİKAYESİ

Çok sevdiğimiz yazarların kitaplarını okurken zaman zaman yazma serüvenleri hakkında da düşünürüz. Acaba okuduğumuz satırları nerede, hangi şartlarda kaleme almıştır? Çoğu kez yazı masasının başında kimi zaman düşünceli kimi zamansa harıl harıl kalemine sarılmış bir yazar imajıdır kafamızda olan. Sanki tüm şartlar sırf o yazar o kitabı yazabilsin diye olgunlaşmıştır, yazar tüm sorunlarından sıyrılmış ve sadece elimizdeki kitabı yazmaya konsantre olmuştur. Böyle yazarlar olabilir elbette ama birçoğu yazmak için çeşitli sıkıntılara göğüs germiş. Çoğunun hikayesini biliyoruz. Kumar borcunu kapamak isteyen Dostoyevski, sürekli parasızlıktan yakınan Tanpınar, İç Savaş’ta boğazından yediği kurşunla bir müddet sesini kaybeden Orwell, tüm kadınlar için kendine ait bir oda isteyen Woolf, bütün varoluşçu sorgulamalarıyla Atay, esaretten parasızlığa kadar her türlü sıkıntısıyla Cervantes ve daha niceleri… Tüm bunlar bir yana yaşarken üne kavuşmak da herkese nasip olmayan büyük bir nimet yazarlar için. Ünlü İspanyol yazar Miguel de Unamuno bunlardan biri. Yazarken sorunlarla boğuşan birçok yazardan farklı olarak Unamuno, yaşarken üne kavuşmuş ve edebiyat dünyasında sözü geçen bir kalem olmayı başarmış. Ancak, hayatının son günleri için bu gidişatın tersine döndüğünü ve mevcut yönetimle ters düşen yazarın ciddi sıkıntılar çektiğini söyleyebiliriz.

Türk okuyucularının da yakından tanıdığı Miguel de Unamuno, sadece bir edebiyatçı değil aynı zamanda bir fikir adamı ve bir akademisyendi. Üstelik Salamanca Üniversitesi gibi sadece İspanya’nın değil, aynı zamanda Avrupa’nın en köklü üniversitelerinden birinin rektörüydü. Ancak 1936 yılında, İspanyol İç Savaşı’nın henüz başlarında yaşadığı bir olay, rektörlük görevinden alınmasına ve  ömrünün son günlerini ev hapsinde geçirmesine neden oldu. Bu yazımızın konusu İspanya’nın bu değerli kalemini çok sevdiği üniversitesinden koparan polemiğin hikayesi.

İspanyol İç Savaşı başladığı sırada Unamuno, Salamanca Üniversitesi rektörüydü. Savaşın henüz başında hiçbir tarafı desteklemiyordu. Onun için, İspanya’nın geleceği, siyasi rekabetten çok daha önemliydi ve Cumhuriyetçi hükümeti ülkenin geleceği yerine siyasi görüşlerini öncelemesi yüzünden eleştiriyordu. Hatta daha ileri giderek, ülkenin çalkantılarının önce bir düzene oturtulması gerektiğine ve bunun da İspanya’nın içinde bulunduğu şartlar sebebiyle ilk etapta sadece askerler eliyle olabileceğine inanıyordu. Bu görüşleri nedeniyle çokça da eleştirildi. Oysa İç Savaş Temmuz 1936’da başlamış Unamuno ise Aralık 1936’da ölmüştü. Yani,  Unamuno’nun, Frankistler’in İç Savaş’taki katliamlarından hiç haberi olmadı. Aslında iki tarafın katliamlarını da görmedi. Savaşın başındaki politik tavrıyla ilgili eleştirilere de, Kazancakis’e verdiği bir röportajda şöyle cevap vermişti:

“Umutsuzum! Burada olup bitenler, savaşmaları, birbirini öldürmeleri, kiliseleri yakmaları, kiliselerde dua etmeleri, kızıl bayrakları, İsa’nın bayraklarını kaldırmaları… Bütün bunlar İspanyollar inandığı için mi oluyor sanıyorsunuz? Yarısı İsa dininde, yarısı Lenin’inkinde mi? Hayır! Hayır! Size söyleyeceğim şeye iyice dikkat edin: Bütün bunlar, İspanyollar hiçbir şeye inanmadıkları için oluyor! Hiçbir şeye! Hiçbir şeye! Onlar desperados’tur. Bu söz dünyanın hiçbir dilinde yoktur. Çünkü İspanyol’dan başka hiçbir millet onun anlamına sahip değildir. Desperados demek, hiçbir tutunacak tarafı olmadığını pekâlâ bilen, hiçbir şeye inanmayan ve inanmadığı için kuduran kimse demektir. (…) İspanyol halkı çıldırmış! Yalnız İspanyol halkı değil, bugün bütün dünya öyle… Neden mi? Çünkü bütün dünya gençliğinin seviyesi manen düşmüştür. Yalnız ruhu küçümsemekle kalmıyorlar, ondan nefret ediyorlar. Bugün dünyanın bütün gençliğini karakterize eden şey budur. Sporu, hareketi, savaşı, sınıf mücadelesini neden isterler sanıyorsunuz? Çünkü ruhtan nefret ediyorlar. Gerçeğe dönmek istiyorlarmış, romantizimden, manevi değerlerden, boş fikirlerden öğreniyorlarmış. Neden sanırsınız? Çünkü ruhtan nefret ediyorlar!( … )

İspanya’nın geçirdiği şu kritik anda askerlerin yanına gitmek zorunlu idi, gitmeliydim. Ortalığı onlar düzeltecektir. Disiplinin ne demek olduğunu bilirler ve onlar sağlayacaktır bunu. Siz bakmayın, ben sağcı olmadım, özgürlüğe ihanet etmedim! Ama şu anda düzenin sağlanması zorunludur. Ben kısa zamanda ayağa kalkarak tek başıma özgürlük için mücadeleye başlayacağım. Ben ne faşist, ne de bolşevikim… Tek’im ben!”…(Kazancakis, 1973: 171-174)

 

12 Ekim 1936’da, Salamanca Üniversitesi’nin akademik yılı açılışı, Día de la Fiesta de la Raza[1](Irk Bayramı Günü)’ya denk gelir. Dolayısıyla üniversitede Irk Bayramı Günü için bir kültürel toplantı düzenlenir. Dinleyiciler arasında Franco’nun eşi Carmen Polo, Salamanca Başpiskoposu Enrique Pla y Deniel ile Franco’nun Fas Lejyonu’ndan silah arkadaşı da olan ve o sırada Frankist yönetimin önemli bir ismi haline gelmiş Millan Astray da bulunmaktadır. Toplantı sırasında önce üniversitenin edebiyat hocalarından Francisco Maldonado bir konuşma yapar ve Katalunya ile Bask Bölgesi’nin ayrılıkçı tavırları nedeniyle İspanya’nın kanser hücreleri olduğunu söyler. Irk Bayramı Günü, aslında Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin yıl dönümü olarak kutlanmakta ve İspanya’nın oradaki topraklarında yaşayan toplulukları “İspanyol” çatısı altında birleştirmesine gönderme yapmaktadır. Oysa Maldonado, yaptığı konuşma ile “Irk Bayramı”nı İber Yarımadası’ndaki “İspanyol” ırkına indirger ve ayrılıkçı Katalunya ile Bask Bölgesi’ni, İspanyol ırkının bünyesindeki birer tümör olarak nitelendirir ve ekler: “Faşizm tüm bu sorunlara er ya da geç neşter vuracaktır!” Bu sırada salon galeyana gelir ve kalabalıktan sloganlar yükselir. Birisi “Viva la muerte!” diye bağırır. “Yaşasın Ölüm!”. Sonra devreye Millan Astray girer ve Falanjist diyalog, sloganlar eşliğinde salonu inletir. Astray “İspanya” diye bağırır, kalabalık koro halinde “Bir” diye cevap verir. Astray tekrar “İspanya” diye bağırır, bu kez kalabalık “Büyük” diye cevap verir. Astray son kez “İspanya” diye bağırınca, kalabalık “Özgür” diye cevaplar. Böylece ünlü Falanjist slogan “Bir, Büyük ve Özgür İspanya” tamamlanmış olur. Sonra salona falanjist üniformalı bir grup girerek Franco’nun resmini duvara asar.

Tüm bu olup biteni sessizce izleyen ve kendisi de Basklı bir yazar olan Unamuno yavaşça ayağa kalkar ve kalabalığa seslenir:

“Hepiniz benim konuşmamı bekliyorsunuz. Biliyorsunuz ki bu duruma uzun süre sessiz kalamam. Zaten, sessiz kalmak, çoğu kez yalan söylemektir, çünkü söylenenleri kabullendiğinizin işaretidir. (…) Biliyorsunuz ki ben Bilbao doğumluyum. Ve siz de beğenseniz de beğenmeseniz de (Salamanca Başpiskoposu’nu işaret ederek) Barselona doğumlu bir Katalansınız. Şimdi bu korkunç ‘Yaşasın Ölüm!’ tezahüratlarını duydum. (…) Bay Millan Astray savaşta sakatlanmıştır.[2]Bunu o ruh haliyle yaptığını söylemeye gerek yok.  Cervantes de savaşta sakat kalmıştır. Yazık ki, bugün savaşta sakatlanan birçok İspanyol daha var. Ve eğer Tanrı bize yardım etmezse, korkarım ki çok daha fazla sakat vatandaşımız olmaya devam edecek.”

 

Millan Astray’ın bu sözlere tepkisi “Kahrolsun Entelektüellik! Yaşasın Ölüm!” şeklinde olur. (Astray’ın “Hain Entelektüele Ölüm!” şeklinde bağırdığını söyleyenler de vardır.) Bu sırada Falanjist yazar Jose Maria Peman devreye girer ve o da “Hayır! Yaşasın Entelektüellik! Kahrolsun Kötü Enteletüeller!” diye bağırır.

Bunun üzerine Unamuno’nun “Venceréis, pero no convenceréis ” ile bitirdiği tarihi cevabı gelir: “Burası entelektüelliğin (entelektüel aklın) tapınağıdır ve ben de onun en yetkili rahibiyim. Sizse onun kutsallığına karşı geliyorsunuz. Belki galip geleceksiniz, çünkü büyük ve vahşi bir gücünüz var; ama asla insanların rızasını kazanamayacaksınız, çünkü insanların rızalarını kazanmak için önce onları inandırmalısınız. Bunun içinse sizde olmayan şeylere ihtiyacınız olacak: savaşmak için bir sebep ve savaşma hakkı. Sizin İspanya hakkında düşünmenizi istemeyi ise boşuna bir çaba olarak görüyorum. Söyleyeceklerim bu kadardır.”der ve tepkileri beklemeden salonda bulunan Franco’nun eşi Carmen’in koluna girerek onunla birlikte salondan ayrılır. O gün falanj selamı veren kalabalık arasında Salamanca Üniversitesi’nin kapısından çıkışını gösteren fotoğraf, yaşananları özetlemesi açısından önemlidir.

Unamuno ile Millan Astray arasında yaşanan bu olayda iki tarafın söyledikleri ile ilgili çokça görüş bulunmakta. Örneğin, Unamuno’nun “Venceréis, pero no convenceréis” gibi dramatik bir cümle sarfetmediği bu görüşlerden biri. Bilinen tek şey, o gün o salonda Millan Astray ile Unamuno arasında bir gerilim yaşandığı ve Unamuno’nun Astray’a tepki gösteren bir konuşma yaptığı. Hatta Astray’ı yakından tanıyan çok kişinin ortak görüşü, eğer Carmen Polo orada olmasaydı ve Unamuno onunla salon dışına çıkmasaydı, Astray tarafından oracıkta öldürülebileceği ihtimali. Çünkü, Unamuno’nun konuşması sonunda Astray’ın silahına davrandığı iddiaları da mevcut.

Bu olaydan sonra Astray, soluğu Franco’nun yanında alır. Zaten, eski silah arkadaşı olmaları sebebiyle, o dönemde sorgusuz sualsiz Franco ile görüşebilen nadir insanlardandır. Unamuno ile yaşananları anlatır ve gördüğü muamelenin karşılıksız kalmamasını talep eder. Bunun üzerine Franco 22 Ekim 1936’da Unamuno’nun rektörlükten azledildiğini duyuran belgeyi imzalar. Görevden alındıktan sonra, ölümüne kadar geçen süreyi, ev hapsinde geçirir. Tarihçi yazar Fernando García de Cortázar’a göre, yazar son günlerinde yalnızdır ve umutsuzluk içindedir. Ölümü ise, yaşarken her zaman istediği gibi, onu uykusunda yakalar. Büyük yazar, 31 Aralık 1936’da hayata gözlerini yumduğunda, artık Millan Astray da, Francisco Franco da çok uzaklarda kalmıştır.

Günün sonunda ülkesinin sorunları karşısında duyduğu acıyı “Me duele España” (İspanya’m ağrıyor.) diyerek belirten bir entelektüel adam evine yollanırken, normal şartlarda belki de bir savaş suçlusu sayılması gereken diğeri, Millan Astray, yeni yönetimdeki yerini sağlamlaştırmıştır. Unamuno, akademinin dışına itilmiş, Millan Astray, Franco’nun eski dostu kontenjanından gücüne güç katmıştır. 1936’da kılıç kalemi alt etmiştir. Ancak kalemle yazılan hiçbir gerçeğin üstünü kılıçla kapatamazsınız. Bugün Millan Astray ismini konuyla ilgili kişiler dışında duyan kimse yok, oysa Unamuno yazdıklarıyla artık ölümsüz. Çünkü bu gök kubbede hoş seda bırakanlar sadece Unamuno’lar olabilir, Astray’lar değil!

 

KAYNAKÇA:

Kazancakis, Nikos (1973). İspanya. Yaşasın Ölüm, (Çev.Ahmet Angın), İstanbul:

Tel Yayınları.

Preston, Paul (1998). Las tres Españas del 36, Madrid: DeBolsillo. 3.Baskı, (2012).

 

 

[1]Irk Bayramı Günü Amerika’nın keşfinin yıldönümü olması dolayısıyla uzun zamandan beri kutlanmaktaydı. Bu bayram Frankist rejim içinde de kutlanmaya devam edilir. Ancak, Amerika’daki ırk farklılıklarının İspanya bayrağı altında birleştirilmesi açısından önemli olan bugün; yeni rejim içerisinde zamanla bir anlam kaymasına uğrayarak, “İspanya içindeki farklılıkların yeni rejim çatısı altında birleştirilmesi, tek ve güçlü İspanya’nın tahsis edilmesi” anlamıyla kutlanmaya başlanır. Unamuno’nun yaşadığı polemik sırasında, 12 Ekim 1936’da, Irk Bayramı Günü hala Amerika’nın keşfinin yıldönümü olarak kutlanmaktaydı.

[2]Millan Astray, Fas Savaşında sakatlanmıştır ve sol kolu ile sağ gözünü kaybetmiştir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın