İçeriğe geç

MACIAS PICAVEA VE İSPANYOL ÜNİVERSİTELERİ

Bir yazar ve aynı zamanda bir eğitimci olan Ricardo Macías Picavea (1847-1899), döneminin eğitim sistemi ile ilgili birçok yazı kaleme alır. Ölümünden çok kısa bir süre önce kaleme aldığı en önemli kitaplarından biri olan El problema nacional. Hechos, causas, remedios’da(Milli Sorunumuz. Olaylar, sebepler, çareler) İspanya’nın eğitim sistemini masaya yatırır. Amaç İspanya’nın nitelikli bir eğitim sistemine kavuşabilmesi için uygun önerileri sunmaktır. Ancak ülkenin ne ekonomik ne de siyasi durumu buna elverişli değildir.

1898’de İspanya deniz aşırı son toprak parçası olan Küba’yı kaybetmiş ve bunun yarattığı travmayla uğraşmaktadır. Tarihe “98 Krizi” olarak geçe bu kırılma İspanya için zorlu bir dönemeçtir. Siyaset ve ekonomi çıkmazdadır, sosyal tansiyon yüksektir.

Eğitim sistemi ise başlı başına bir sorundur. XX. yüzyılın başlarında her 100 kişiden 28’i okuma ve yazma bilmekte, 100 kişiden 4’ü sadece okuyabilmekte, 68’i ise ne okuma ne de yazma bilmektedir. Aynı dönemde komşusu Fransa’da her 100 kişiden 70’i okuma bilirken, okuma-yazma bilmeyenlerin oranı 100 kişide 30 kişidir.

1905 yılında ülke genelinde 25.000 devlet ilkokulu varken, 5.000 civarında Katolik özel okulu bulunmaktadır. Başkentte ise tablo değişiktir. 1901 yılında Madrid’teki 310 özel okula karşılık 184 devlet okulu vardır. Ülke genelinde ortaokul düzeyindeyse özel okulların sayısı devlet okullarından fazladır. Devletin öncelikli amacı okul çağına gelen çocuklara okuma yazma öğretmek ve bunu ülke genelinde istikrarlı bir şekilde uygulamak olduğundan, önceliği ilkokul eğitimine vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ortaokul, lise ve üzeri eğitim için devletin sağlayabildiği olanaklar azalmaya ve özel okulların sayısı artmaya başlar. XIX. yüzyılın sonunda, ülke genelindeki 59 devlet lisesine karşılık 504 özel kolej bulunmaktadır.

Özel okullar din eğitimi ağırlıklı olanlarla laik eğitim verenler olarak ikiye ayrılmaktadır. Kilisenin elinde olanlarda din eğitimi ile beraber klasik eğitim verilmekteyken, açılan yeni okullarla ( Agustinos ve Cizvitler gibi tarikat okulları) eğitim çeşitlendirilmeye ve kalitesi arttırılmaya çalışılır. Muhafazakar görüşlü zengin aileler çocuklarını bu okullarda okumaya yollar.

Laik eğitim yapılan kolejlerde ise, dini inançlara mesafeli aydınlar tarafından eğitim verilmektedir. Bu kolejler, çağın getirdiği bilimsel gelişmelerden haberdar öğrenciler yetiştirmeyi amaç edinmekle birlikte, her biri kurucusunun ideolojik görüşü doğrultusunda bir müfredat hazırlar. Örneğin, 1901 yılında Francisco Ferrer tarafından açılan Escuela Moderna, kurucusunun anarşist görüşleri doğrultusunda öğrenci yetiştirir. Ferrer, toplumsal dönüşümün okullarda başlayacağına inanmakta ve eğitim sayesinde çalışan sınıfa özgülük bilinci aşılanabileceğini düşünmektedir. Gazete ve dergi yazılarıyla da desteklenen görüşleri özellikle Cataluña ve Andalucía’da çok etkili olur. Núñez Arenas tarafından kurulan Escuela Nuevada sosyalist eğilimli bir eğitim kurumudur. Núñez Arenas’a göre, bireyin hak savunuculuğundan önce, toplumun kültür seviyesini arttırmak gerekmektedir. Sol görüşlü zengin ailelerin çocuklarını yolladıkları bu kolejlerde öğrenciler, okulun mevcut görüşüne göre eğitim alıp bu düşünce yapısıyla donanarak mezun olurlar.

XX.yüzyılın başında kilisenin okullarına giden öğrenciler tek bir görüş ile yetiştirilirken, bu özel kolejlerde öğrenciler çok çeşitli farklı görüşlerle tanışır. İç Savaş’a giden süreçte, sağ kanadın tek vücut olabilmesi, sol kanadın ise kendi arasındaki fikir ayrılıklarını bir tülü çözememesinin temelinde yatan nedenlerden biri de, bu eğitim siteminin çeşitliği ve burada yetişen gençlerin birbiriyle anlaşamayacak ideolojik görüşler edinerek bu okullardan mezun olmalarıdır.

Gelelim üniversitelere… Macías Picavea’nın bildirdiğine göre, 1900’lerin başında İspanya’da 10 üniversite ve burada okuyan 17.000 öğrenci bulunmaktadır. Ancak sayıların fazlalığına bakarak üniversite eğitimini değerlendirmek aldatıcıdır. Çünkü, İspanyol üniversiteleri “içten içe çürümüştür.”

Macías Picavea,  yüzyılın başında üniversitelerde verilen eğitimle ilgili şunları söyler:

“İçerikten yoksun bir üniversite eğitimi… Öğretim materyalleri eksik… Devletten maaş alan ve ne yaptığını bilmeyen üniversite hocaları… Güya edebiyat öğretiyorlar, öğrenciler okudukları edebiyatın dilinden bihaberler; fizyoloji eğitimi verirken tek bir deney yapmıyorlar; botanik okuyorlar, ne bir bitki görüyorlar ne dışarı çıkıp doğayı inceliyorlar. Örnekler böylece uzar gider. Laboratuvar çalışmaları? Araştırma- inceleme? Kaynakların tartışılması?… Ne büyük ütopyalar bunlar!  Bizim üniversitelerimizde eğitim, duyduğunu emme basma tulumba gibi tekrarlamaktan ibaret, çünkü ‘hocası öyle demiştir.’

Peki bizim üniversitelerimizde bilim nasıl yapılıyor? Cevaplaması imkansız bir soru! Bu soruyla üniversite hocaları bile ilgilenmiyor ki. Hazır alınıyor, büyük bir kısmı zaten çeviri olan kitaplar okutuluyor, yani Unamuno’nun dediği gibi kitabi eğitim(educación libresca) yapıyoruz. Bir an için farz edelim ki, tüm bu kitaplar silindi ya da kayboldu, o zaman ne yapardık? … Fransa, Almanya ya da İngiltere gibi ülkeler için kolay. Oturup kitapları baştan yazarlardı. Çünkü, bir ellerinin altında her gün yaptıkları deney sonuçları duruyor… Peki ya biz İspanyollar? Tekrarlıyorum. Ya biz ne yapardık? Cevap acı, ama çok açık: Hiçbir şey! Biz hiçbir şey yapamazdık, çünkü hiçbir şey yapmayı bilmiyoruz. (Çünkü) Bu, İspanya’da öğretilmiyor!”

 

1899 yılında İspanya ve üniversiteler bu haldeymiş. Peki “2018’de Türkiye ve üniversiteler” hakkında 100 yıl sonra ne yazacak kitaplar?

KAYNAK: Ricardo Macías Picavea, El problema nacional. Hechos, causas, remedios, Librería General de Victoriano Suárez, 1899, Madrid, S. 131-132. http://bibliotecadigital.jcyl.es/es/catalogo_imagenes/grupo.cmd?path=10068193

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın