İçeriğe geç

LİYAKATSİZ KOCA

(Not: İçinde hiç “e” harfi kullanılmayan bu öykü, yazar ve dramaturg Enrique Jardiel Poncela’nın 1926-27 yıllarında La Voz gazetesinde çıkan (A harfi olmayan, E harfi olmayan, İ harfi olmayan, O harfi olmayan, U harfi olmayan) 5 öyküsünden  biridir.)

 

Gül kokusunun çokça duyulduğu, akasyaların günışığından uzak dallarını daha çok uzattığı bir sonbaharda – uzun yıllar sonra – bildik bir mikrop, doymaz bir iştahla apar topar Ramón Camomila’nın kanına girdi: İzdivaç hırsı.

– Ufukta bir izdivaç var, baylar!, Casino’nun basamaklarını çıktıkları sırada yakın dostlarıyla karşılaştıklarında, arkadaşı Manolo Romagoso’ya bu havadisi bildirdi Ramón.

– Biz izdivaç mı?

– Tabii ki bir izdivaç, sözü aracılığıyla onayladı.

– Sizinki mi?

– Daha kiminki olsun ki?

– Bir kadınla yani?

– Muhakkak ki bir kadınla! Kaçak bir avcıyla yapacağım bir izdivacın havadisini duyuracağımı ummadınız sanırım?

– Vakit?

– Daha kararlaştırmadım.

– Nasıl yani?

– Talihli hanımı şu anda tanımıyorum. Ama zat-ı alini arayıp bulacağım…

Sonrasında Ramón Camomila ışık hızıyla bu talihli hanımı aramaya koyuldu.

İki saat sonra Silvia’yla tanıştı, sarışın, biraz kısa, biraz şişmanca, biraz sıkıcı, biraz paralı, az biraz da safça; ( koca arayan kızların biricik yayını) La Moda y La Casa’nın müzmin takipçisi bir kızcağız.

Sonraki yıl, tüm arkadaşları olarak nikahlarına gittik. Ama ahım şahım bir nikah sayılmazdı! Pöff! Başka nikahlar gibi sıradandı yani; parlak sunumlar, süs dolu duvarlar, boydan boya halılar, ilahi gibi bir müzik, süslü şapkalar, kahkahalar, itiş kakış, düğün çiftinin dizini koyması için yayılmış örtü; lunch, taş gibi sandwich

– Hoşçakalın! Hoşçakalın! Yaşasın! Çok yaşasın çiftimiz!

Bu sırada biz arkadaşları bir sandwich daha – hatta onuncu sandwichimizi- yiyor, bir bardak şarap daha içiyorduk. Sonra nikah bitti.

Ancak, Ramón Camomila için, olay orada son bulmadı…

Hatta bu daha bir başlangıçtı.

Nikahtan sonra karısıyla girdiği inzivadan çıktığında, hayatını artık daha açık, apaçık görüyordu: Silvia’ya aşık olmamıştı, bir kadınla yaşanacak bir hayata istidadı yoktu, dahası ruhunda yuva kuracak ilahi bir yatkınlık da duymuyordu.

Ramon bir gün şunu fısıldadı: “Aptalın biriyim”. “ Bir koca olamam, ama yazık ki bunu da ancak izdivacım sonrasında anladım.”

Sonra laflarını hışımla bir daha onayladı: “ Aptalın dik alasıyım!”

Ramón için ocağını barkını bırakmış Silvia, utançtan kızararak bakışlarını kaçırıyor, bu kaçış adamın sinirini bin kat daha arttırıyordu.

-Tanrım!, diyordu Ramón kadına bakarak. Başıbağlı bir adamım! Yanımdaki, hayatıma yalnızca kabak tadı katacak kadar sıkıcı bir kız çocuğu! Aksi gibi hiçbir kaçış yolum da yok!  Yok artık! Yok!

Kızgınlığı bir türlü son bulmayan adam, Silvia’ya kaba saba birkaç lakırdı savurdu:

– Utançtan kızararak halıya bakman yasak! (Halıya bakması yasaklanan Silvia, çocukça bir saflıkla bakışlarını ön cama doğru kaydırdı.)

Ancak Ramón konuşmasını sürdürdüğü sırada zihni ani bir çözüm buldu:

-Bana karşı tiksinti duymasını sağlayacağım! Ani bir boşanma için yalvaracak bana! Bir iki aptallıkla onu boşanmak için hızlıca kandıramayı başaramazsam yuh olsun bana…

Bu çözüm ruhunun biraz yatışmasını sağladı.

Sonrasında, (bir izdivacın olmazsa olmazı olan) düğün fotoğrafçısında Ramón hiç vakit harcamadan ilk aptallığını yaptı. Hoş, bir o kadar da nazik biri olan fotoğrafçı, Ramón’la Silvia’ya yaklaşıp sordu:

-Düğün fotoğrafı mı olacak?

-Bittabi, yanıtından sonra konuşmasını sürdürdü Ramón. “Ama bir farkla.”

-Nasıl?

-Çok orijinal bir düğün fotoğrafı olmalı. Fotoğrafçı, damat olacak. Bugün fotoğrafçılık işi bana ait… Yaşasın orjinallik!

Ramón makinaya yaklaşıp şaşkın fotoğrafçıya bağırdı:

-Hadi ama! Tatlı hanımcığıma sarıl da bir poz gül. Başlar dik… Dikkat! Tamam şimdi!

Ardından Ramón makinayı bir tarafa fırlatıp fotoğrafçıdan fotoğrafın parasını almaya çalıştı; sonunda kuruş harcamadan Silvia’yla fotoğrafçıdan çıktı, bir yandan da olanlara sızlanıp duruyordu.

Silvia’ya bağırdı, “Arabaya bin!”  (Silvia o sırada ağlıyordu). Ramón, planının tıkırında olduğunu düşündü.

Sonraki gün Irún’a doğru yola koyuldular. (Bir nikah sonrası alışkanlığı daha.)

Ama Ramón, Silvia’ya, yolculuk boyunca onunla aynı vagonda bulunmayacağını açıkladı.

– Makinistin yanında olacağım. Ön tarafa gidiyorum… Görüşürüz!

Ramón ön tarafa gidip, kazana kömür atılmasına yardımcı oldu. Irún’a vardıklarında, yüzü harika bir antrasit boyayla kaplanmıştı.

***

Orada, sağır dilsiz birinin yırtık pırtık üst başını satın aldı, oracıkta onları giyinip Silvia’yı aramaya koyuldu.

Yanında kolundan sıkıca tuttuğu Silvia’yla, üstü paşı yırtık pırtık Irún’u bir aşağı bir yukarı dolaştı durdu. Yolda rastladıkları insanların şaşkın bakışları da cabasıydı.

Silvia’nın  acılarıysa katlanarak artıyordu.

-Planım tıkırında! Planım tıkırında!, diyordu Ramón. “Sonunda Silvia boşanmak için yalvaracak. Bu aptallıkları bırakmamalıyım. Hatta bu izdivaçsavar planımı sürdürüp dozu biraz daha arttırmalıyım.”

***

Bundan sonraRamón pahalı fraklarınından birini giyip, salona, bir dans partisinin ortasına ya da Silvia’nın bulunduğu tüm odalara ani dalışlar yaptı. Çalışanlar gibi davranmaya çalışıp, kolunda bir örtü, konukların arasında dolandı.

Bir sabah göz kapaklarını kırmızı cilayla boyadı.

***

Sonunda onu 46’lıkların yanına yatırdılar.

Ramón’sa mutlu sona ulaşmıştı: Nikah ahdi sonunda bozulmuştu, yani başka bir Silvia’yla başka bir izdivaç artık asla mümkün olamayacaktı…

-SON-

 

Yazar: Enrique Jardiel Poncela (1901- 1952)

 

 

Un marido sin vocación ( sin la letra “e”)

 

Un otoño -muchos años atrás-, cuando más olían las rosas y mayor sombra daban las acacias, un microbio muy conocido atacó, rudo y voraz, a Ramón Camomila: la furia matrimonial.

-¡Hay un matrimonio próximo, pollos! -advirtió como saludo a su amigo Manolo Romagoso cuando subían juntos al Casino y toparon con los camaradas más íntimos.

-¿Un matrimonio?

-Un matrimonio, sí -corroboró Ramón.

-¿Tuyo?

-Mío.

-¿Con una muchacha?

-¡Claro! ¿Iba a anunciar mi boda con un cazador furtivo?

-¿Y cuándo ocurrirá la cosa?

-Lo ignoro.

-¿Cómo?

-No conozco aún a la novia. Ahora voy a buscarla…

Y Ramón Camomila salió como una bala a buscar novia por la ciudad.

A las dos horas conoció a Silvia, una chica algo rubia, algo baja, algo gorda, algo sosa, algo rica y algo idiota; hija única y suscriptora contumaz a La moda y la Casa (publicación para muchachas sin novio).

Y al año, todos los amigos fuimos a la boda. ¡La boda! ¡Bah!… Una boda como todas las bodas: galas blancas, azahar por todos lados, alfombras, música sacra, bimbas, sonrisas, codazos, almohadón para hincar las rodillas los novios y para hincar las rodillas los padrinos; lunch, sandwichs duros como un fiscal…

Al onzavo sandwich hubo una fuga súbita por la sacristía y un auto pasó raudo, y unos gritos brotaron:

-¡Adiós! ¡Adiós! ¡Vivan los novios! ¡Vivaaan!

Y los amigos cogimos otro sandwich -dozavo- y otra copita. Y allí acabó la cosa.

Mas, para Ramón Camomila, la cosa no había acabado allí…

Al contrario: allí daba principio.

Y al subir con su novia al auto fugitivo, vio claro, vio clarísimo: ni amaba a Silvia, ni notaba inclinación ninguna al matrimonio, ni sintió su alma con la vocación más mínima por construir un hogar dichoso.

-¡Soy un idiota! -murmuró Ramón-. No valgo para marido, y lo noto cuando ya soy ciudadano casado…

Y corroboró rabioso:

-¡Soy un idiota!

Silvia, arrinconada junto a Ramón, bajaba los ojos con rubor, y al bajar los ojos subía dos mil grados la rabia masculina.

-¡Dios mío! -gruñía Ramón mirándola-. ¡Casado! ¡Casado con una niña insulsa como unas natillas!… No hay ya salvación para mí…, ¡no la hay!

Incapaz para dominar su irritación, dirigió unas palabras durísimas a Silvia.

-¡Prohibido fingir rubor y mirar a la alfombra! -gritó. (Silvia miró al parabrisas con infantil docilidad).

Y Ramón añadió para su sayo, alumbrado por una brusca solución:

-Voy a lograr su odio. Voy a obligarla a suplicar un divorcio rápido. Poco valgo si no logro inspirarla asco con cuatro o cinco burradas a cual más disparatada…

Y tal solución tranquilizó mucho a su alma.

Por lo pronto, al subir a la fotografía (visita clásica tras una boda), Ramón hizo la burrada inicial. Un fotógrafo modoso y finísimo abordó a Ramón y a Silvia.

-Grupo nupcial, ¿no? -indagó.

-Sí -dijo Ramón. Y añadió-: Con una variación.

-¿Cuál?

-La sustitución más original vista hasta ahora… Novio por fotógrafo. Hoy hago yo la foto… ¡Viva la originalidad!

Y Ramón aproximó la máquina y advirtió al asombrado fotógrafo:

-¡Vamos! Coja por la mano a la novia y sonría con ilusión. La cara más alta… ¡Cuidado! ¡Así!… ¡Ya!

Ramón tiró la placa, y a continuación obligó al pago al fotógrafo; guardó los duros y salió con Silvia orondo y dichoso.

-¡Al auto! -mandó. (Silvia ahora iba llorando)-. ¡La cosa marcha! -susurró Ramón.

Al otro día trasladaban sus organismos a Irún. (Lo clásico, asimismo, tras una boda.)

Ramón no quiso subir al vagón con Silvia.

-Yo viajo con los maquinistas -anunció-. Voy a la locomotora… ¡Hasta la vista!

Y subió a la locomotora, y ocupó su actividad ayudando a partir carbón. Al arribar a Irún había adquirido un magnífico color antracita.

***

Ya allí, compró sus harapos a un sordomudo andrajoso, vistió los harapos y marchó a la fonda a buscar a Silvia.

Y tocado con las ropas andrajosas anduvo por Irún, acompañando a Silvia y cogido a su brazo mórbido y distinguido. Nutrido público los miraba al pasar, asombrado.

Silvia sufría cada día más.

-¡La cosa marcha! ¡La cosa marcha! -murmuraba todavía Ramón-. Pronto rogará Silvia un divorcio total. Sigamos con las burradas. Sigamos con la droga antimatrimonial, multiplicando la dosis.

***

Ramón vistió a continuación sus fracs más maravillosos, y al pisar un salón, un dancing u otro lugar público acompañado por Silvia, imitaba a los criados, y con un paño al brazo acudía solícito a todas las llamadas.

Una mañana pintó sus párpados con barniz rojo.

***

Por fin lo trasladaron al manicomio.

Y Ramón asistió a su propia dicha: su contrato matrimonial yacía roto y vivía imposibilitado para otra boda con otra Silvia…

FIN

 

Escrito por Enrique Jardiel Poncela (1901- 1952)

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın