İçeriğe geç

İSPANYOL USULÜ BİR “SELAMSIZ BANDOSU” HİKAYESİ: “BIENVENIDO MR. MARSHALL”

Frankist ordu İspanyol İç Savaşı’nı Hitler Almanyası’nın da desteğiyle kazanır. (Destek öyle büyüktür ki, örneğin, Guernica’yı bombalayan uçaklar Alman Lejyon Kondor’lardır.) İç Savaş, 1 Nisan 1939’da Franco ve taraftarlarının galibiyetiyle sona erer.

Aynı yıl başlayan 2. Dünya Savaşı’nda bu sefer Franco, Hitler’in yanındadır. Elbette bu destek, İspanya’nın savaş sonrasındaki durumu göz önüne alınırsa, maddi bir destekten çok, söylem olarak Almanya’yı ve Hitler’i destekleme boyutundadır. (Mavi Tümen isimli küçük bir İspanyol grup, SSCB’yle savaşmak için Almanya’ya yardıma gönderilir. Ancak, hem sayıca çok azdır, hem de savaşın boyutları düşünüldüğünde, bu küçük İspanyol tümenini, bir etki oluşturmaktan çok uzaktır. Yine de, savaş bittiğinde ve Franco’ya Almanya’ya olan desteğinin bir anlamda hesabı sorulduğunda özet olarak şu yanıtı verecektir: “Biz dinine bağlı Katolik bir toplumuz. Elbette, Kızıllara karşı kim varsa onun yanında duracaktık. Almanya’yı desteklememizin nedeni, onları haklı görmemiz değil, Kızılları karşı olan düşmanlığımızdır.”)

İspanyol İç Savaşı sona erdiğinde, tüm İspanya enkaza döner. Artık sanayisi, ekonomisi, altyapısı çökmüş bir ülkedir. 40’lı yıllar İspanya için açlık ve sefalet yıllarıdır. Bu zor yıllarda iç savaştan çıkmış bir ülke olması ve 2. Dünya Savaşı’nın ekonomik etkilerinin ülkede de hissedilmesi kadar, 2. Dünya Savaşı’nda yanlış ata oynamasının etkisi de büyüktür. Öyle ya, savaşın başında Hitler’i desteklemiş ve 45’te Almanya’nın yenilgisiyle, uluslararası toplum tarafından sistem dışına itilerek cezalandırılmıştır. Gerçi Franco liderliğindeki yeni rejim, savaşın sonlarına doğru Almanya aleyhine esen hava sebebiyle tarafsız olmayı seçmiştir, ama bu U dönüş, uluslararası kamuoyu tarafından elbette samimi bulunmaz. İspanya, savaşta Almanya’yı destekleyen tavrı sebebiyle, 1945 sonrasında, dış politikada yalnızlaştırılır. 1946 yılında İspanya’nın Birleşmiş Milletlere yaptığı başvuru reddedilir. Aynı yıl, İngiltere, Fransa ve ABD, İspanya’daki büyükelçilerini geri çekerler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de diktatörlükle yönetilen İspanya’nın uluslararası barışı tehdit eden ülke statüsünde olduğunu bildirir.

İspanya’nın yardımına 2. Dünya Savaşı ertesindeki Soğuk Savaş yılları ve ABD yetişir. Özellikle 1948 yılından sonra ABD, İspanya’yı, SSCB ve komünizm karşısında bir müttefik olarak görmeye başlar. 1950 yılında ABD ve Vatikan’la yeni ilişkiler kurulur. Aynı yıl, BM, İspanya’nın uluslararası organizasyonlarda yer alabileceğini bildirir. Bunun karşılığında, 1953 yılında İspanya, ABD’nin, topraklarında askeri üs kurmasına izin verir. Akdeniz’i kontrol altında tutmak isteyen ABD, İspanya’da birçok askeri havalimanı ve donanma üssü kurar, ayrıca İspanya’ya para yardımında da bulunur. İspanyol ekonomisi bu yardımlarla toparlanma evresine girer. İspanya; 1953’te UNESCO’ya, 1955’te BM’ye, 1958’de Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı OECD’ye katılır. 1959’da ABD Başkanı Eisenhower’in Madrid’e gelmesi ve Franco ile görüşmesi ise İspanya’nın uluslararası arenadaki izolasyonunun tamamen kalktığının sembolik kanıtıdır. ABD desteğini de arkasına alan Franco, imajını daha da güçlendirecek ve Franco’ya uluslararası müdahale bekleyen muhalif İspanyollar’ın umutları başka bahara kalacaktır.

“Marshall Yardımı”, İspanya’ya nefes aldırır. Bu yardım, uzun zamandır yoksullukla boğuşan İspanyollar için bir can simidi hükmündedir. İspanyol Sineması’nın klasiklerinden 1953 yapımı “Bienvenido Mr. Marshall” (Hoşgeldiniz Bay Marshall) isimli film, ABD yardımının yoksul İspanyol halkı tarafından nasıl görüldüğünün trajikomik bir anlatısıdır. Yönetmenliğini ünlü İspanyol yönetmen Luis Garcia Berlanga’nın yaptığı, senaryosunu İspanyol sinemasının önemli ismi Juan Antonio Bardem’in ( ki kendisi Javier Bardem’in dayısı olur. Asıl ismi Javier Encinas Bardem olan Javier’in neden bu soyismini kullandığı da İspanyol isimleri ile ilgili başka bir yazının konusu olsun.) yaptığı film, Franco sansürünün en yoğun yaşandığı dönemlerde çekilmesine rağmen, çok ciddi sistem eleştirilerini de içinde barındırır ve sırf bu yüzden bile övgüyü hak eder.

Film, Villar del Rio isimli küçük bir Endülüs kasabasında geçer. (Gerçekte Villar del Rio, İspanya’nın Castilla y Leon bölgesinde küçük bir kasabadır. Film ise ne Endülüs’te ne de gerçekten Castilla y Leon’da değil, Madrid’in biraz dışındaki Guadalix de la Sierra’da çekilmiştir.) Bu fakir kasabanın sıradan insanlarının hayatı, ABD’li yetkililerin kasabalarına geleceği ve onlara bir dizi yardımda bulunacağı haberiyle değişir. Bu tarihten sonra, kasabanın yaşlı ve sağır belediye başkanı ile kasaba halkının tek bir amacı vardır: Kendilerini ABD’li yetkililere beğendirmek ve onlara İspanyollara yakışır bir karşılama hazırlamak!

Hazırlıklara başlayacaklardır başlamasına da hiç paraları yoktur. İlk iş belediye başkanını merkeze yollayıp hazırlıklar için para talep etmek olur. Kasabanın sağır belediye başkanı, ya hiçbir şey duymamakta ya da duyduklarını yanlış anlamaktadır. Bu sağır haliyle, dönemin İspanyol yerel yöneticilerinin mükemmel bir kopyasıdır. Merkezdeki yöneticiler ondan da beterdir. İş talep ederler ama maddi desteği vermekten özenle kaçınırlar, çünkü onların da parası yoktur. Para vermeye yanaşmayan her yönetici gibi, sağır belediye başkanını nasihatlerle uğurlarlar! Tabi “Aman ha ABD’lilere rezil olmayalım, İspanyollar’ın ne mükemmel bir millet olduğunu cümle alem görsün” minvalindeki hatırlatmalarıyla birlikte…

Çaresiz kasabalı kendi işini kendi görmeye çalışır. Elde ne var ne yoksa toplanır, hazırlıklar için harcanır. Ne de olsa kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyeceklerdir. ABD’nin yapacağı yardım yanında, bu küçük fedakarlıklar devede kulaktır. Kasabanın ileri gelenleri, İhtiyar Heyeti diyebileceğimiz grubu, ne tür karşılama hazırlıkları yapılacağını tartışır. En önemli konulardan biri, ABD’li yetkililerin İspanya’yı en iyi anlatan ne ise onunla karşılanmasıdır. Kimi üstüne “Hoşgeldiniz” yazan bir zafer takı yapalım der, kimi kasabanın su akmayan çeşmesini renkli ışıklarla donatmaktan bahseder. Sonunda bir İspanyol kadın şarkıcı tutulmasına ve dans edip şarkı söylemesine karar verirler.

Kasabanın tek okulunun öğretmeni, tüm köylüyü okula toplayarak onlara ABD’nin tarihi ve coğrafyası hakkında bilgi verir. Bu ezber bilgiler dinleyenlerin bir kulağından girer, bir kulağından çıkar. Bu sahne, dönemin eğitim siteminin özetidir. Ezbere dayalı bilginin öğrencilerin gözünde hiçbir değeri yoktur.

Amerikalılar için girişilen hazırlıklar takdire şayandır. Kasabanın hali perişandır, parasızlıktan tadilat yapmaya güçleri yetmez. Onlar da sadece evlerinin görünür kısımlarını maketlerle yeniden düzenler, bir Western filmi havasında yalandan bir kasaba kurarlar. Maketlerin arkasında sefillik vardır ama kirin, pasın halı altına süpürülmesi gibi, yoldan bakıldığında her evin cephesi cennetten bir köşe gibidir. Amerikalıları karşılamak için son olarak herkese birer hasır şapka alınır. Aslında alınmaz, kiralanır; çünkü, alabilecek paraları yoktur. Ama misafirlerin gözünü boyamak ve onları aslında kasabada ( aslında ülkede ) her şeyin ne kadar da yolunda olduğuna inandırmak için, onların da seveceği şeyleri kullanmaları gerekmektedir. Amerikalı deyince, insanların kafasında ne canlanır? Elbette kovboy şapkaları! Öyleyse, Amerikalıları onların yerel kıyafetleriyle (!) karşılamak, misafirler için güzel bir jest olacaktır. Kasabanın çan kulesinde tek saati yıllardır bozuktur, onu da tamir etmeye güçleri yoktur, ama ona da çare bulunur. Kuledeki saatin arkasına bir görevli konulur, görevliye belli bir süre sonunda akrep ve yelkovanı hareket ettirip çanı çalması tembihlenir. Dışarıdan bakıldığında saatin akrep ve yelkovanı hareket etmekte ve saat çalışmaktadır! Arkasında olan biteni zaten kimse görmeyecektir. Aslında tüm bu hazırlıklar, yani tüm bu göz boyama çabaları, İspanya’nın uluslararası kamuoyuna karşı yıllardır sürdürdüğü tiyatronun sinemadaki temsilinden başkası değildir.

Filmde rüyalar da önemli bir yer tutar. Kasabanın papazı kabuslar içinde uyanır. Rüyasında ölmüş ve cehenneme gitmiştir. Kasabanın en soylusu olan yaşlı asilzade rüyasında şövalye olur ve Yeni Dünya’yı keşfe çıkar. Keşfettiği yerde yerliler tarafından kazana atıldığı anda uyanır. Sağır belediye başkanı ise rüyasında bir kovboydur. Bir Amerikan barına iki elinde tabancayla girer, rüyanın en güzel yerinde uyanır. Kasabanın iffetli öğretmen hanımı rüyasını anlatmak istemez, yorganı utanarak kafasına çekip saklanmayı tercih eder. Rüyasında her biri zıddı ile hayat bulan bu karakterlerin, gerçek hayattaki hallerinin mi rüyalarının mı gerçek olduğunun yorumu izleyiciye bırakılır.

Filmin sonu, bizim “Selamsız Bandosu”na benzer. Tüm hazırlıklar yapılır, kasabalı meydanda toplanır. Kadın erkek herkesin kafasında Amerikan şapkaları vardır, hatta, şiir okuyacak küçük bir çocuk da hazır bulunur. Derken ilk ABD arabası ufukta görünür. Gerçi görünmesiyle halkın arasında hızla geçerek uzaklaşması bir olur. Neye uğradığını şaşıran ve arabanın arkasından bakakalan halk, “Herhalde bunlar değildi” diye kendisini avutmayı ihmal etmez. Hemen ardından birkaç Amerikan arabası daha hızla aralarından geçer. Şiir okuyacak çocuğa, arabaları görür görmez şiirini okumaya başlaması tembihlenmiştir, ama o ilk dizeyi dahi okuyamadan tüm arabalar geçer gider. Çocuğun çaresizce son arabanın peşinden koşarak şiiri tamamladığı sahne gerçekten trajiktir. ( Bu kısım bana hep Cem Yılmaz’ın Yahşi Batı filmindeki şiir okuyan çocuğu anımsatır: Bir apaçi ağlıyor!) Sonunda Villar del Rio halkı kafalarında şapkalarla kalakalır. Amerikalılar gitmiştir. Hatta aslında hiç gelmemişlerdir bile. Peki umutsuzluğa mı düşecektir Villar del Rio halkı? Tabi ki hayır. “Bundan önce nasıl yaşıyorlarsa, bundan sonra da öyle yaşamaya devam ederler. Bazen böyle şeyler olur, ama sonra güneş yeniden doğar”, der dış ses ve film böylece sona erer.

“Bienvenido Mr. Marshall” filmi için link: https://gloria.tv/video/mY8d9cYjQeT94nf1hYSdUZjBn

Filmin İspanyolca ve İngilizce altyazıları bulunabilir, ancak Türkçe altyazısı maalesef mevcut değil. Yine de, aşina olduğumuz bir hikayeye bir de İspanyol sineması cephesinden bakmak ilginç olacaktır. Burada İspanyolca bilip bilmemenin değil, hikayelerimizi birleştiren ortak bir sinema dilinin önemli olduğunu hatırlatalım ve filmi herkese tavsiye edelim. “Bienvenido Mr. Marshall”ı izleyin ve dahi izletin efenim! Pişman olmayacaksınız…

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın