İçeriğe geç

İSPANYOL BASININDA 1. DÜNYA SAVAŞI VE OSMANLI İMPARATORLUĞU

İspanya, 1. Dünya Savaşı sırasında tarafsızlığını korur, ancak hem savaş sırasında hem de savaş sonunda yaşanan gelişmeleri yakından takip eder. İspanyol toplumunda genel eğilim tarihsel, coğrafi ve kültürel bağlarının olduğu İtilaf Devletleri’ni desteklemekten yana olsa da, Almanya’yı destekleyen bir grup da bulunmaktadır. Bu ikili görüş farkı gazetelere de yansır. Ancak her iki tarafın da mutabık kaldığı nokta, kendi coğrafyasından çok uzakta cereyan eden bu savaşa müdahil olmamaktır. Bu nedenle, Almanya’yı destekleyen grup dahi konu Osmanlı İmparatorluğu olduğunda tarafsız yorum yapmakta zorlanır. Bu yazının amacı, 1. Dünya Savaşı’nın sonucunun ve Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşı kaybedişinin İspanyol toplumu tarafından nasıl yorumlandığını 1918 yılında İspanyol basınında konuyla ilgili çıkan yazılar aracılığıyla aktarmaktır. Çalışmada, dönemin İspanyol gazetelerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşı kaybedişiyle ilgili çıkan haberlerin incelenmesi ve tarafsız bir ülke konumundaki İspanya’nın 1. Dünya Savaşı’nın kaybeden tarafına bakışının yorumlanması amaçlanmaktadır.

İspanya ve 1. Dünya Savaşı

İspanya 1914’te savaşın hemen başında tarafsızlığını ilan eder. Mevcut hükümetin bu kararı, zaman zaman muhaliflerce eleştirilse de, ülkenin içinde bulunduğu mevcut durum, İspanya’ya tarafsız olmaktan başka bir seçenek bırakmaz. Kimin kazanacağını ya da maliyetinin ne olacağını kestiremediği bu savaşa girmeyi fazla riskli bulur. Ülkenin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı, İspanya’ya zaten yeterince sorun oluşturmakta, bu sorunlardan kafasını kaldırıp ülke dışında ne olup bittiğiyle ilgilenme imkanı vermemektedir.  Bu izolasyon uzun süre devam edecektir.

Her ne kadar 1913’te bir Avrupa gezisine çıkarak, olası bir savaşta neler kazanabileceği ile ilgili görüşmeler yapmış olsa da tarafsızlık, bu görüşmelerden eli boş dönen XIII. Alfonso için kişisel olarak da önemlidir. Çünkü, kralın annesi Maria Cristina Habsburg Hanedanı’ndandır, eşi kraliçe Victoria Eugenia ise bir İngiliz prensesidir. Bu ailevi durum, hem XIII. Alfonso için, hem de İspanya için Almanya ya da İngiltere’den herhangi birinin tarafında olmamayı daha sağlıklı kılmaktadır.

Savaşta tarafsız kalması, savaşan iki tarafa da ihracat yapmasına olanak sağlar. Fransızlar’a Pireneler’den ulaşırken, İngiltere’ye da gemilerle mal sevkeder. Almanya da İspanyol madenleri ile ilgilenir. Bu durum, savaş süresince İspanyol ekonomisinin gelişmesine yol açar. Öyle ki 1914 yılında İspanyol Merkez Bankası’nın altın rezervi 567 milyon peseta iken, 1918’de 2 milyar 223 milyona ulaşır. İspanyol Bankası’nın altın rezervi, İç Savaş sırasında gönderdiği mühimmata karşılık SSCB’ye ödenerek eriyecektir. İhracatın bu denli artması, ülke içinde satışa sürülecek ürünlerin azalmasına ve özellikle yiyeceklerin karaborsaya düşmesine neden olur. İhracatla oluşan yeni zenginler ile karaborsaya mahkum İspanyol orta sınıfı arasında bir çatışma ortamı doğar.

İspanya’nın tarafsızlığı siyasi iktidarın tasarrufu olarak kalır. İspanyol ulusu içinde savaşan her iki tarafı destekleyenler elbette bulunmaktadır. Genel olarak; liberaller ve entelektüeller ile tüccar ve sanayiciler İtilaf Devletleri’ni, aristokratlar, memurlar ve toprak sahipleri disiplinle özdeşleştirdikleri Almanları destekler. Bu durum dört yıl boyunca aynı şekilde devam etmez. Özellikle, 1916’da Almanlar’ın denizlatı kullanmaya başlaması ve İspanya’nın İngiltere’ye ihraç ettiği malları taşıyan gemileri batırmaya başlaması, İspanyol kamuoyunda Almanya’ya desteğin bir hayli azalmasına sebep olur. Almanya’ya desteğini dört yıl boyunca sürdüren tek grup ise oldukça ilginçtir: İspanyol Katolik Kilisesi. İspanyol Katolik Kilisesi, üstelik Protestan olmasına rağmen, savaş boyunca dinsiz Fransızlar’a karşı Almanları desteklemeye devam eder.

1. Dünya Savaşı’nın İspanya için en büyük sonuçlarında biri, İspanyol zihin dünyasında bıraktıkları yıkımdır. İspanya yıllarca mevcut sorunlarına çözümü hep Avrupa’da aramıştır. Şimdi, medeniyetin beşiği olarak gördüğü Avrupa’nın böylesi kanlı bir savaşın tarafı olması, Avrupa medeniyetine olan inancını sarsar. Entelektüeller “Yıllardır örnek gösterilen Avrupa bu mudur?” sorusu sormaya başlar ve mevcut sorunlara çözümün dışarıda değil yine İspanya’nın kendi içinden ve kendi öz kaynaklarıyla aranması gerektiği sonucuna ulaşırlar.

 

  1. Dünya Savaşı ve İspanyol Basını

İspanya, ekonomik ve askeri sorunları sebebiyle, kendine yakın coğrafyadaki sorunlara, özellikle Cebelitarık Boğazı’na ve Fas meslesine yoğulaşmayı tercih eder. Bu nedenle Balkanlar’daki toprak paylaşımı İspanya’yı çok ilgilendirmez. Katolik kilisesi ise “dinsiz” Fransızlar’a karşı, Almanlar’ın yanında durmayı tercih eder; ama aynı Almanların Müslüman Osmanlılar ile işbirliği yaptığı göz ardı eder. Yani, Osmanlı, Almanya’nın savaş müttefiki olarak dikkate değer bulunmaz. Oysa, savaş bu coğrafyada cereyan etmektedir ve Osmanlı da bu savaşın tam merkezindedir. Ancak, İspanya, yıllardan beri sürdürdüğü, hatta birçokları tarafından da eleştiri konusu olan, dışarıya kendini kapama ve İber yarımadası’na coğrafi olarak da zihin dünyası olarak da hapsolma durumundan kendini kurtaramaz. İspanyol basını da bu zihin dünyasının bir yansıması gibidir.

İspanya kamuoyu için savaş Fransız-İngiliz birliklerinin başı çektiği “Los Aliados”, yani İtilaf Devletleri ile, “Los Germanos”, yani Almanlar, arasında cereyan etmektedir. Kamuoyu da “aliadófilos” (İtilaf devletleri taraftarları) ile “germanófilos” (Almanya taraftarları) arasında bölünmüştür. Bu nedenle, İspanyol basını da İtilaf Devletleri’nin ya da Almanya’nın savaştığı cephelerden haberler verir.

İspanyol basını, savaşın iki tarafının da yoğun propaganda faaliyetinin kıskacındadır. Savaş süresince İspanya’da, 20’si Madrid’te olmak üzere 280 gazete ve dergi yayımlanır. Yönetimin tarafsızlığına rağmen, İspanyol basınında kimi gazeteler desteklediği taraf hakkında gayet agresif ve propaganda yüklü yazılar yayımlar. Öyle ki, 4 Ağustos 1914’te La Gaceta Madridgazetesinde, basının propagada yüklü haberlerinden kaynaklanan rahatsızlık dile getirilerek, “İspanyol basını, hükümetimizin deklare ettiği tarafsız duruşuna halel getirecek yazılardan kaçınmalıdır” ifadelerine yer verir.

Öte yandan İspanyol basını, savaşan tarafın gazetelerine göre daha özgür bir ortama sahiptir. İç politikada yaşanan çalkantılar sırasında kimi konular için sansür uygulansa da, Dünya Savaşı’yla ilgili haberleri sorunsuz verir. Örneğin, 1918’de tüm dünyaya yayılan grip salgını haberleri ilk defa İspanyol basınında geniş yer bulur. Savaşın taraflarını da derinden etkileyen grip salgını, halkın moralini bozmama sebebiyle sansüre uğrar. Öyle ki, İspanyol basınının konuyu derinlemesine işlemesi, grip salgını İspanya’da çıkmış olmasa dahi, İngiltere sayesinde tüm dünyaya “İspanyol Gribi” ismiyle yayılır.

 

İspanyol Basınında Osmanlı İmparatorluğu 

1.Dünya Savaşı sırasında İspanyol basınında İttifak Devletleri ile ilgili yazılar genel olarak Almanya ve cepheleri üzerinde yoğunlaşır. Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili yazıların Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı dönemde sıklaştığını görürüz. Bu dönemde Paris ve Londra’dan bildiren temsilciler, daha çok İtilaf Devletleri’nin saldırı planları ve Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmeye çalışma aşamaları ile ilgili haberleri bildirir. Savaşın ilerleyen döneminde Osmanlı İmparatorluğu, Kafkas ile Hicaz ve Yemen Cepheleri’nde İtilaf Devletleri’nin adım adım ilerleyişi ile ilgili haber ve fotoğraflara rastlarız.

İspanyol basını, İngiltere ve Fransa’nın yani İtilaf Devletleri’nin ,Almanları nasıl dize getirdiklerinin coşkulu haberlerine yer verir. Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili olan bölümler de bu büyük coşkudan izler taşır. Örneğin, 1 Ekim 1918’de Şam’ın düşüşünden önce, İngilizler’in Şam’da ilerleyişi adım adım haber yapılır ve sonunda “İngilizler Şam’ı fethetti” başlığıyla verilir. Aynı haberde Fígarogazetesi, İngiliz siyasetçi Bonar Law’un “Ordumuzun Filistin’deki müthiş başarısı, Türk ordusunun büyük bir kısmını parçaladı, ama daha yapacak işler var. Amacımız kalıcı barışı tesis etmektir ve almanlar tüm dünya barşını tehdit ediyor.” şeklindeki demecine yer verir. Aynı gün El Paísgazetesinde çıkan bir haber, Sultan VI. Mehmet ve Sadrazam Talat Paşa’nın Rus gemilerinin Karadeniz’de bulunmasından duyduğu rahatsızlığı Alman yetkililere ilettiğini, çünkü İstanbul’un güvenliğinden endişe duyduğunu bildirir.

Bu sırada Bulgarlar’ın ateşkes talebi ortalığı karıştırır. 2 Ekim 1918 tarihli La Correspondencia de España gazetesi, Bulgarlar’ın savaştan çekilmesi halinde Berlin-İstanbul hattının kesintiye uğrayacağı ve Almanlar’ın zor durumda kalacağı yorumunu yapar ve ekler: “Peki ya Türkiye ne yapacak? Halihazırda ordusu Filistin’de yok olmuş Türkiye’nin kendini savunacak bir ordusu bile yok. İyice küçülmüş 1. Ordu, İstanbul ve Çanakkale’de bekliyor. Sadece iki bölük kalan 5. Ordu, Anadolu’da; 3. Ordu Ermenistan ve Kafkasya’da, 6. Ordu ise Mezopotamya’da. Hepsini toplasan 200.000 kişiyi bulmaz. Ayrıca artık onlara ne Bulgarlar, ne Avusturyalılar ne de Almanlar yardım edebilir. Zaten Bulgarlar da Türkler’den ölesiye nefret ediyorlar. Artık İttifak devletleriyle ateşkes de imzaladıklarına göre, İstanbul’a yürümeleri için Müttefiklere yardımcı olmaları hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Türkiye  bu savaşı kaybetti. İtilaf Devletleri’nin Marmara’ya girmek için, Çanakkale Boğazı’nı zorlamalarına artık gerek kalmadı. Çünkü eğer isterlerse, artık karadan ı kolların sallayarak, Çatalca’dan geçip 3 günde İstanbul’a yürüyebilirler. 15 Temmuz’da kim derdi ki, 2.5 ay sonra Almanya bu kara günleri görecek diye?”

İngilizler’in Şam üzerine ilerleyişi sırasında çıkan bir ilginç haber Şam’ın tanıtım yazısıdır. 3 Ekim 1918 tarihli La Épocagazetesinde, “Mareşal Allenby komutasındaki İngiliz ordusu 1 Ekim itibaryle Şam’a girdi. 7.000 kişi esir alındı. Londra’dan aldığımız habere göre, Arap kabileler, ortak düşmana karşı şimdi de Müttefiklere yardım ediyor” haberi bulunmaktadır. Haberin hemen yanında İngilizler’in aldığı Şam kentinin nasıl bir yer olduğuyla ilgili bir tanıtım yazısı vardır. Daha önce birinci sayfada bu tarz haberler görülmemekle birlikte, haberin içeriğinde “yeryüzündeki cennet” diye nitelendirilen Şam’ın coğrafi güzellikleri yanında, Endülüs Emevileri’ni kuran hanedanın da bu topraklardan geldiği vurgulanır. Burada adeta, Şam’ın coğrafi uzaklığının okuyucuları yanıltmaması, artık Müttefikler’in elinde olan Şam’ın, İspanyol okuyucusunun zannettiği gibi uzak değil, aksine bu topraklarla geçmişten gelen bir bağları olduğuna vurgu yapılır. Bu sayede, adeta İngilizler’in Şam’ı almalarının sadece İngilizler için değil, İspanyollar için de sevinç kaynağı olması gerektiğine gönderme yapılır.

Gazeteci ve yazar Luis Araquistain, 3 Ekim 1918 tarihli Españagazetesinde çıkan yazısında, Almanya’nın savaşa büyük bir merkezi imparatorluk kurma hayaliyle başladığı, ancak bu gidişle elinde bir küçük Almanya dahi kalmayacağını belirtir. “Merkezi bir Avrupa Rüyası” başlıklı yasını şöyle bitirir: “Rüyadan uyanış çok korkunç olacak”.

3 Ekim 1918’de İngiliz komutan Allenby’ın Şam’ı almasıyla, gazeteler şimdi ne olacak sorusunu sormaya başlar. Viyana ve Paris’te bir dizi konferans verileceği planlanırken, ilk kez 7 Ekim 1918’de La Correspondencia Militargazetesinde Wilson İlkeleri’nin 14 maddesi yayınlanır. Aynı gün birçok gazete, İngilizler’in Şam’da ilerleyişini “Müttefiklerin zaferleri devam ediyor.” başlığıyla verir ve İngiliz gazetelerinin konuyla ilgili bilgilendirme haberleri okuyucuyla buluşturur: “Şam’ın kuzey ve batısı düşmandan temizleniyor. Şu ana kadar 1500 kişi esir alındı. Operasyonun başlangıç tarihi olan 18 Eylül’den beri toplam 71.000 kişiyi esir aldık. Bunlara Kral Hüseyin’in 8.000 askerini de eklemeliyiz. Esir alınanlar arasında Komutan Ahmet Vehbi Paşa’nın askerleri ile Alman birliklerinden 206 subay ve 3000 Alman askeri de bulunuyor.”

Wilson ilkelerinin yayınlanmasıyla, İspanyol basını Wilson’ı barışın mimarı olarak görmeye başlar.  O günün birçok gazetesi Wilson resimleri, Wilson’a övgüler ve “Avrupa’nın geleceği Wilson’ın iki dudağı arasında” gibi başlıklarla çıkar. Wilson’ın barışı tesis etmedeki rolüne o kadar güvenilmektedir ki; El Heraldo de Madrid gazetesinde yayınlanan karikatürde kocasıyla kavga eden bir kadın onu Wilson’ı aramakla tehdit eder.Bir yandan İngiltere’nin Filistin Cephesi’nde ilerleyişi ve esir alınan Türk askerlerinin bilançoları “Müttefikler cephede başarıdan başarıya koşuyor” şeklinde yayınlanırken, diğer yandan Wilson ilkelerinin önemi “Hepimizin dileği barışın bir an önce tesis edilmesidir.” (La Nación, 7 Ekim 1918) ifadelerine yer verilir.

12 Ekim 1918’de La Mañanagazetesinde çıkan bir habere göre, Türk yetkililer, İspanyol hükümeti ile temasa geçer ve onlar aracılığıyla İtilaf Devletleri’nden ateşkes talep eder. O sırada San Sebastian’da bulunan Başbakan Dato ile görüşen Türk yetkili, İspanyol hükümeti aracılığıyla Türk tarafının Wilson İlkeleri’ni kabul ettiğini ve bir an önce ateşkes imzalamaya hazır olduklarını bildirir. 16 Ekim 1918 tarihli El Globogazetesinin haberine göre, New York’taki İspanya büyükelçisi Madrid’ten kendisine yollanan Türklerin ateşkes talebini Wilson’a ilettiğini bildirir.

18 Ekim 1918 tarihli Nuevo Mundogazetesinde, Antonio de Linares imzalı yazıda Bulgar zulmü anlatılır. Bu yazıda ilk defa Türkler, diğer İttifak Devletleri’nden farklı olarak olumlu yorumlarla ele alınır. Ateşkes sonrası Bulgar zulmü anlatılırken,  yakılan köylerden, kocaları yakılırken çırılçıplak soyulan ve dans etmeye zorlanan kadınlardan bahsedilir ve yazı şöyle devam eder: “Fransızlara, Ruslara, Almanlara ve Müttefiklere ihanet eden Bulgar Çarı, tüm bu zulümlere ortaktır. Bulgarlar barbardır. Sırplar kadar, Karadağlılar kadar, Arnavut ve Yunanlılar kadar, hatta onlardan çok daha barbardır.” der ve yazıyı şöyle bitirir: “Şurası da bir gerçektir ki, tüm Balkan ülkeleri içinde en medeni olanları Türklerdir.”

Dönemin gazetelerinde İngiliz propagadası (“İngilizler fethettikleri Babil’de su kuyuları açmaya ve Osmanlı’nın atıl bıraktığı alanlarda sulama yapmaya hazırlanıyor”) ve Wilson güzellemeleri (“Demokrasi ve Vatandaşlık hakları kazandı: Özgürlük, Eşitlik ve Adalet için yaşasın Yurttaş Wilson’ın ilkeleri”) devam ederken, savaşın acımasız sonuçlarıyla karşı karşıya kalan Osmanlı’nın durumuna yoğunlaşmaya başlanır.

30 Ekim 1918 tarihli El Heraldo de Madridgazetesinde “Barışa Doğru” başlığı ve Manuel Bueno imzasıyla çıkan yazıda, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü anlatılır. “Türkiye’nin elinde ne kaldı? Ermenistan, Mezopotamya, Filistin ve Suriye’nin büyük kısmını kaybettiler. Ellerinde bir tek Anadolu kaldı. İmparatorluk enkaza döndü. Oysa Jön Türkler’in iktidara gelişine, Abdülhamit’i devirişine şahitlik etmiştik. Fransa’ya özgürlük fikirleriyle gelmişlerdi. Oysa yeni hükümet bu fikirlerden çok uzaklaştı, despotizmi seçti. Enver Paşa her şeyi harcadı. Şimdi tüm Avrupa devletleri yönetime karışacak. Türkiye, Avrupa’nın uydusu olacak… Oysa Çanakkale’de büyük bir iş başarmıştı. Rusları da durdurmuştu. Aynısını İngilizler’e karşı Ürdün’de, Şam’da yapamadılar. Yeni Sultan durumu anladı. Böyle bir durumda ne yapılabilirdi ki? Türkiye başka şeyler de istedi aslında, Doğu’ya ilerleyip İran’dan da toprak koparmak istedi. 6. Mehmet doğru zamanı kolladı  ve Tevfik Paşa’yı sadrazam yaptı. Bu değişiklik, verilen hasarı telafi etmeye yeter miydi? Çok geç! Şu an hangi sorunlarla mı uğraşmak zorunda? Öncelikle Boğazlar sorunu. Belki daha sonra İstanbul’un uluslararası statüye dönüştürülmesi. Sonra Ermeni, İran ve Filistin sorunları gelecek. Ve Avrupa devletleri de bu sorunlara el atmak için pusuda bekliyor.” Bu yazı, İspanya kamuoyunun ateşkes sonrası Osmanlı Devleti hakkında neler düşündüğüyle ilgili önemli bir veridir.

Bu sırada 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanır. La Correspondencia de España gazetesi 2 Kasım 1918 tarihli sayısında bu haberi “Türkler ateşkes imzaladı. Haber büyük bir heyecanla karşılandı.” şeklinde verir. Ancak, ateşkes imzalanana kadar dünya barışının tesis edilmesine vurgu yapan İspanyol basını, ateşkesten sonra Osmanlı’nın parçalanışı ile ilgili haberler ve yorumlara yer vermeye başlar. Bu haberleri tarihsel arka planını da anlatarak gayet objektif bir tonda okuyucusuna sunar.

2 Kasım 1918 tarihl El Día gazetesi “Türkiye’nin Paylaşılması” başlıklı haberinde, “Türkiye’nin paylaşılması aslında 100 yıllık bir plan. O zaman  gerçek olmamıştı belki ama kapitülasyonlar sayesinde artık gerçek olabilir.” ifadelerini kullanır ve şöyle devam eder: “Türkiye’nin paylaşılması aslında savaştan çok önce Müttefiklerin ajandasındaydı. Rusya, Çanakkale ve Boğazları; İngiltere, Mısır ve Filistin’i istedi. Fransızlar daha gözütok davranıp sadece Suriye’ye talip oldu. İtalyanlar’a da Adana’dan İzmir’e kadar olan toprakları vadettiler. Eğer, Müttefiklerin planları tutarsa, Türkler, Anadolu’ya hapsolacak. Tüm Arabistan, Suriye Mezopotamya, Ermenistan’dan başka Anadolu’nun bir kısmını da kaybedecekler ki, buralarda aslında Türkler yoğun olarak yaşıyorlar. Bu, emperyalist müttefiklerin büyük memnuniyet duyacakları bir plan!”

Ateşkesin imzalanmasının ardından İspanya’nın tarafsız ülke statüsünün ve savaşan tarafların tedarikçisi olmasının sonu gelmiş olur. Bu durum, ülkeye sıcak para akışının sekteye uğramasına ve savaşın ardından sert bir ekonomik kriz yaşanmasına neden  olur. Savaşı uzaktan izleyen İspanya, ateşkesin ardından yeniden kendi kabuğuna çekilir ve kendi sorunlarına yoğunlaşmak zorunda kalır. Siyasi istikrarsızlık, işçi grevleri gibi sosyal tansiyonu tırmandıran olaylar bir asker olan Primo de Rivera’nın 1923’te bir hükümet darbesiyle iktidara gelişine kadar devam edecek; İspanya’nın, hem dünyanın merkezinde bulunup hem de dünyanın geri kalanından uzakta bambaşka bir hikayesi olacaktır.

 

Yazının Tamamı İçin Bknz:

Şenyildiz Ö., “İspanyol Basınında 1. Dünya Savaşı’nın Kaybeden Tarafı Olarak Osmanlı İmparatorluğu”, Birinci Dünya Savaşı Odağında Çağlar Boyunca Savaş, Ed: Ünver M., Tanrıverdi M., Hiperyayın, İSTANBUL, 2018, pp.199-212.

 

KAYNAKÇA

Fernando García de Cortázar ve José Manuel González Vesga, Breve historia de España,Alianza Editorial, Madrid, 1994.

Juan Pablo Fusi, “La Segunda República”, España: Sociedad, Política y Civilización (Siglos XIX-XX),Editorial Debate, Madrid, 2001.

Manuel Tuñón de Lara,Historia del movimiento obrero español,Nova Terra, Barcelona, 1970.

Özlem Şenyıldız, Devrim ve Direnç: XIX. ve XX. Yüzyılda İspanya’da Yaşanan Siyasi ve Sosyal Gelişmeler (1808-1959), Kriter Yayınevi, İstanbul, 2017.

Raimond Carr, España: de la Restauración a la democracia. 1875-1980,Editorial Ariel, Barcelona, 1998.

 

Süreli Yayınlar

El Día, 2 Kasım 1918

El Globo, 16 Ekim 1918

El Heraldo de Madrid,1 Haziran 1906

El Heraldo de Madrid, 30 Ekim 1918

El País, 1 Ekim 1918

El Sol, 18 Ekim 1918

España,3 Ekim 1918

Fígaro, 1 Ekim 1918

La Acción, 14 Ekim 1918

La Correspondencia de España, 2 Ekim 1918

La Correspondencia de España2 Kasım 1918

La Correspondencia Militar, 7 Ekim 1918

La Época, 2 Ekim 1918

La Época, 3 Ekim 1918

La Gaceta Madrid, 4 Ağustos 1914

La Mañana, 12 Ekim 1918

La Nación, 7 Ekim 1918

Los Aliados, 26 Ekim 1918

Nuevo Mundo,18 Ekim 1918

Vida Maritima, 10 Ekim 1918

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın