Ana içeriğe atla

ANTONIO MACHADO’DAN ÖĞÜTLER

     21 Ocak 1939’da, Antonio Machado, tüm anılarını ardında bırakıp Barcelona’dan ayrıldı. İspanyol İç Savaşı’nı kaybeden taraftaydı ve kaçmazsa büyük ihtimalle sağ kalamayacaktı. Ancak, yola çıktığında 63 yaşındaydı ve ölüm onu 1 ay sonra, 22 Şubat 1939’da Fransa sınırındaki Collioure’de yakaladı. Cebinden çıkan defterinde iki satırlık bir şiir yazılıydı.  Yaşadığı kara günlerinde, çocukluğuna duyduğu özlemi anlatıyordu. “Estos días azules y este sol de la infancia”. “Bu kederli günler ve çocukluğun o sıcacık güneşi”. Yaşlı annesi de yanıbaşındaydı. Oğlunun acısına 3 gün dayanabildiği ve 25 Şubat’ta onun da öldüğü söylenir. 

     Machado’nunki İç Savaş’ın soldurduğu nice hayattan sadece biriydi. Oysa, o Castilla’nın şairiydi. İspanya’nın. İspanya’da yazmıştı, İspanya için yazmıştı. İlk kez 1912’de basılan “Campos de Castilla”, İspanya için kaleme aldığı onlarca şiirini barındıran kitaplarından sadece biriydi. O şiirlerden birisi; “Consejos”, “Öğütler”, okuyucusuna değil, belki sanat yolunun başındaki kendisine verdiği öğütlerdi:

 

 

Umudunu yitirme, geçip gitmesini bekle gelgitin

-kıyıda duran bir gemi misâli- çekilirken altüst etmesin seni.

Sabreden derviş bilir, sonunda geleceğini zaferin;

çünkü hayat uzun bir serüvendir, sanat ise eğlencesi.

 

Ömür dediğin bir günden ibaretse

deniz, gemine belki değmiyorsa bile,

terketmeden sen limanını, her dem bekle,

sanat uzun bir yol, zira, gerisini dert etme.

 Antonio Machado. “Consejos”. Campos de Castilla

    

O uzun yolu yürüdü Machado. Sonu, kendi topraklarında bitmeyen bir hayatı noktaladığında, artık tanınmış bir şairdi. Ardından gelen Franco dönemi, birçok isim gibi, onu da unutturmaya çalıştı. Ancak, biz bugün Machado’yu anmadan İspanyol Edebiyatı’nı anlatamayız. Tıpkı, Machado’yu okumadan, İspanya’nın o günlerini anlayamayacağımız gibi. Tarih belki, kazananların elinden yazılıyor; ama, sadece hatırlanmayı gerçekten hak edenler zihinlere kazınıyor ve diğerleri unutulup gidiyor. Bu da tesellimiz olsun…


Sabe esperar, aguarda que la marea fluya
—así en la costa un barco— sin que al partir te inquiete.
Todo el que aguarda sabe que la victoria es suya;
porque la vida es larga y el arte es un juguete.

Y si la vida es corta
y no llega la mar a tu galera,
aguarda sin partir y siempre espera,
que el arte es largo y, además, no importa.

Antonio Machado. “Consejos”. Campos de Castilla, Ediciones Catedra, 2006.

 


 

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL İSİMLERİYLE İMTİHANIMIZ

Bir İspanyol’un ismini gören bir Türk’ün verdiği ilk tepkilerden biri, biraz da şakayla karışık “İsim değil destan mübarek!” olur. Ya da ilk kez İspanyolca öğrenmeye başlayan birisi bildiği tüm İspanyolca isim ve soy isimleri art arda hızlıca söyleyerek sanki çok iyi İspanyolca konuşuyormuş gibi şaka yapar. Örneğin, “Juan Manuel Real Espinoza Sanchos Manchos Başkabişeybilmiyos” vb. Evet, İspanyol isim ve soy isimleri birkaç isim ve soy isim barındırır ve bu durum, İspanyol isimleriyle ilgili bu klişe söylemlerin kaynağını oluşturur. Peki İspanyolları’ın isimleri nasıl bu kadar uzun olabiliyor? Türkiye’de İspanyol kültürünün tanınırlığı arttıkça birçok kişi tarafından artık bilinen bu durumu, bir kez de biz topluca ele alıp açıklayalım dedik. “İspanyollar ve isim” konusunu açıklarken öncelikle bilmemiz gereken, her İspanyol’un biri babasından biri de annesinden gelen iki soy ismi olduğudur. İlk soy ismi babasından aldığı, ikincisi ise annesininkidir. Ömrü boyunca ikisini de bir a

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu. Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm. Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek. Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda. Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar, Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler. Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!