Ana içeriğe atla

LOS SANTOS INOCENTES YA DA “İSPANYOL ŞAKA GÜNÜ”

 


1 Nisan dediğimizde hepimiz aklına, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, şaka yapmak, gelir. Çünkü, 1 Nisan Şaka Günü’dür. Çıkış noktasıyla ilgili çeşitli rivayetler var. En çok kabul gören görüşlerden biri; 16. yüzyıla kadar yeniyılın ilk günü olarak kabul edilen 1 Nisan’ın, 16. yüzyılda Fransa’da 1 Ocak’a alınmasına rağmen birçok kişinin bundan bihaber, yeni yılı 1 Nisan’da kutlamaya devam etmesi ve bu şekilde kutlamaya devam eden kişilerle dalga geçilmesidir. Bu haliyle Avrupa’nın birçok yerinde April Fools’ Day, şeklinde anılır. Çıkış noktasını Roma’ya, hatta daha da öncesinde pagan kültürüne kadar tarihleyenler de var, ancak yazımızın konusu bununla ilgili değil. Biz İspanyol ( ve tabi Latin Amerika) kültüründeki Şaka Günü ile ilgileniyoruz ve işte o gün de, 28 Aralık’a tekabül ediyor ve “El Dia de los Santos Inocentes” adıyla biliniyor.

 

Evet, İspanyollar, 1 Nisan’ı şaka günü olarak kutlamıyorlar. (Hatta dünyada bir tek İspanyollar ve Latin Amerikalılar, 1 Nisan’ı şaka günü olarak kutlamıyorlar.) Onlar için, şaka günü, 28 Aralık. “El Dia de los Santos Inocentes” ismi, “Günahsız Azizler Günü” ya da “Masum Azizler Günü” olarak çevrilebilir belki. Zaten çıkış noktası da, dini bir olaya dayanıyor. Matta İncili’nde “Masumların Katli” bölümünde de anlatıldığı gibi; Kudüs’ü yöneten Kral Hedod, yaptığı zalimliklerle tanınmaktadır. Öyle zalimdir ki, Hz. İsa’nın doğumunu izleyen 6 Ocak’ta, Beytüllahim’de son iki yılda doğmuş olan tüm çocukların öldürülmesi emrini verir, böylece Kudüs’ün kralı olacağı bildirilen Hz. İsa’yı daha çocukken ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Hz. İsa öldürülemez, ama o sırada, 2 yaşından küçük birçok masum çocuk, zalim kral Hedod emriyle öldürülmüş olur. Yıllar sonra ( ilk kez 5. yüzyılda anıldığı düşünülmektedir.) kilise, bu katliamın yapıldığı tarihi 28 Aralık olarak belirler ve “El Dia de los Santos Inocentes” adını vererek, bu günü bu masum çocukların hatırlanması için bir anma günü olarak sayar.

 

Peki, bu trajik olay nasıl oluyor da bugün bir şaka günü olarak kutlanıyor? Bu konudaki görüş de şu: 28 Aralık, kiliselerde dini bir anma günü olarak hatırlanırken, ayin sırasında papaza yardım eden çocuklar bu sırada şakalar da yapmaya başlarlar, çünkü çocukluk böyle bir şey. Zamanla bu şakalar sadece kilisede değil, aile ve arkadaşlar arasında da yapılmaya başlanır. Böylece, 28 Aralık insanların birbirlerine şaka yaptıkları bir gün olagelir. Tabi, burada anma gününün ismindeki “inocente” ifadesinin de katkısını unutmamak gerekir. Aslında “masum, günahsız” anlamında gelen “inocente”, şaka yapılan, aptal yerine konan insanları anlatmak için “saf, aptal, şaşkın” gibi anlamlara da gelmeye başlar. Böylece, Kudüs’ün masum çocukları, olur size, aptal yerine konan, şaka mağduru saf insanlar!

 

Bugün, İspanyol Şaka Günü’nün dini arka planı unutulmuştur ve İspanyollar, dünyanın geri kalanının 1 Nisan’da yaptığı gibi, 28 Aralık’ta birbirlerine şaka yaparlar. İş yerinde birbirlerine şaka yapanlar, öğretmenlerine şaka yapan öğrenciler, eşek şakaları, telefon şakaları… Bir şaka gününden neler anlıyorsak, hepsi! Hatta, bugünde gazete manşetleri yalan haberlerle çıkar. Yani, şöyle diyelim; başka günlerde pek emin olamasanız da, en azından 28 Aralık’ta gazetede çıkan haberlerin yalan olduğunu bilirsiniz.   

 

Tabi artık teknoloji sayesinde, şaka yapan uygulamalar, hazır Whatspp ve Instagram mesajları da şaka gününe dahil oldu. Ve 2020 yılında, tam da pandeminin ortasında kimilerini güldürdü, kimilerinin sinirlerini daha da bozdu elbette:) Anormalin ortasında normale biz de devam edelim ve yazımızı bugüne yakışır bir cümleyle bitirelim: Feliz Dia de los Inocentes!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL İSİMLERİYLE İMTİHANIMIZ

Bir İspanyol’un ismini gören bir Türk’ün verdiği ilk tepkilerden biri, biraz da şakayla karışık “İsim değil destan mübarek!” olur. Ya da ilk kez İspanyolca öğrenmeye başlayan birisi bildiği tüm İspanyolca isim ve soy isimleri art arda hızlıca söyleyerek sanki çok iyi İspanyolca konuşuyormuş gibi şaka yapar. Örneğin, “Juan Manuel Real Espinoza Sanchos Manchos Başkabişeybilmiyos” vb. Evet, İspanyol isim ve soy isimleri birkaç isim ve soy isim barındırır ve bu durum, İspanyol isimleriyle ilgili bu klişe söylemlerin kaynağını oluşturur. Peki İspanyolları’ın isimleri nasıl bu kadar uzun olabiliyor? Türkiye’de İspanyol kültürünün tanınırlığı arttıkça birçok kişi tarafından artık bilinen bu durumu, bir kez de biz topluca ele alıp açıklayalım dedik. “İspanyollar ve isim” konusunu açıklarken öncelikle bilmemiz gereken, her İspanyol’un biri babasından biri de annesinden gelen iki soy ismi olduğudur. İlk soy ismi babasından aldığı, ikincisi ise annesininkidir. Ömrü boyunca ikisini de bir a

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu. Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm. Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek. Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda. Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar, Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler. Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!