Ana içeriğe atla

İSPANYOLCA ÖĞRENİRKEN YAPILAN YANLIŞLAR




Öncelikle şunu belirtmeliyim: Başlığa takılmayalım. Benim uzmanlık alanım İspanyolca olduğu için, başlığı bu şekilde attım; yoksa siz hangi dili öğreniyorsanız, aşağıda yazılı olan maddeleri ona uyarlayabilirsiniz. Hatta, eğitimin hangi kademesinde olursanız olun ya da hangi alanda eğitim alıyosanız alın içinde işe yarar bir şeyler bulacağınızı düşünüyorum. 

 

Peki madem herkese uyarlanabilecek öneriler var, öyleyse neden İspanyolca? Dediğim gibi, benim uzmanlık alanım bu ve her ne kadar başka dillerde eğitim almış olsam da, eğitimini verdiğim dil İspanyolca. Anaokulundan üniversiteye, devlet okulundan koleje, dil kursundan özel derse, hazırlık sınıflarından seçmeli derslere, İspanyolcanın abc’sinden İspanya’nın tarih ve edebiyatına, 7’den 77’ye çok çeşitli yaş gruplarına İspanyolca eğitimi verme şansım oldu.  Bu süreçte farklı kurumlardaki farklı yaş gruplarının öğrenme alışkanlıklarına, güçlü ve zayıf yanlarına ve tabi yapılan yanlışlara birebir şahitlik ettim. Kimini düzeltmeye çalıştım, kimine gücüm yetmedi. Kimine şaşırdım, kimine sevindim. Sonuç olarak, tüm bu şahitliklerden süzülen bir takım öneriler ve önlemler biriktirme şansı buldum. İşte bu yazıda da bunlardan bahsetmek istiyorum. 

 

Bu noktada akla bir soru daha gelebilir: Bu yazıyı kime yazıyorum? Sanırım bu yazıdan en çok istifade edebilecek grup, bir dil ve edebiyat kazanmış ve bu bölümün hazırlık ya da birinci sınıfına başlayacak öğrenci grubu. Ancak,  herhangi bir okulda herhangi bir dilde hazırlık sınıfında okuyan, dil eğitimi alan, dışarıda bir kursa devam eden ya da kendi kendine dil öğrenen kişiler için de faydalı olabileceği düşüncesindeyim. Umarım yanılmıyorumdur. 

 

Son olarak şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Kimsenin bilmediği şeyler yazmıyorum. Yani bu maddeler dil öğreniminin sihirli anahtarı değil. Bu yazı bittikten sonra, sihirli bir değnek başınıza konmayacak ve dahi birden bire o dili şakımaya başlamayacaksınız. Eğitim uzun bir süreçtir, dil eğitimi de bir ömür boyu sürer. Bir dil ile haşır neşir olmayı hayatınıza yayarsanız, o dil sizinle birlikte gelişip serpilir. Sırtınızı dönerseniz, yüzünüze bakmaz. Böyle de nazlı bir şeydir dil öğrenmek. Geçelim maddelere:

 

1-    “Ezbere eğitim olmaz!”: Bu ilk madde için. bağıra bağıra “Ezbere eğitime evet!” demek istiyorum. Ezbere eğitimden kasıt, fikirleri ezberlemekse, elbette buna karşı olmamak düşünülemez. Ancak, hangi alanda eğitim alıyorsanız alın, öncelikle kavramları öğrenmek ve ezberlemek zorundasınız. Nasıl ki, çarpım tablosunu ezberlemeden matematik yapamazsanız, kelime ezberlemeden dil öğrenemezsiniz. Ezberleme yöntemi kişiden kişiye değişebilir, ancak ne kadar çok kelime bilirseniz o kadar güzel bir dil seviyeniz olur. İster kitap okuyun, ister düzenli kelime çalışın, ister film izleyip bilmediğiniz deyimleri yazın, ister kelime defteri tutun, ne olursa olsun, mutlaka ama mutlaka düzenli bir şekilde kelime öğrenmeye devam etmek zorundasınız.

 

2-    “Kitap okumuyorum ama film izliyorum.” : Çok güzel. Öğrenilen dil ile ilgili çok işlevsel bir alıştırmadır film izlemek. Hem işitsel hem de görsel olarak sizi geliştirir. Ancak, sadece film izlemek takdir edersiniz ki, yeterli değil. Hele ki, bunu kitap okumayla kıyaslamak asla mümkün değil. Kitap okumak aktif bir süreçtir ve kitap okuyarak eğitim sürecinin içinde etkin bir şekilde rol alırsınız. Film/ dizi izlemek ise edilgen bir süreçtir. Elbette çok faydalıdır, ancak bir ekstra aktivite olarak dil eğitim sürecinin içine dahil edilmelidir.

 

3-    “Ben kendi kendime dil öğrenemiyorum, zaten hocadan da bir şey anlamıyorum.” Öncelikle şunu belirtmeliyim. Sadece dil öğrenimi değil, tüm öğrenim süreci başından sonuna kadar alabildiğine bireysel bir yolculuktur. Hiçbir iyi öğretmen size bir şey öğretmez, siz öğrenirsiniz. Ya da şöyle söyleyeyim, eğitimcinin kalitesi sizi ne kadar çok bilgiyle doldurduğuyla değil, sizi kendinizi eğitmek adına ne kadar teşvik ettiğiyle anlaşılır. Sizin kendiniz için en doğru yöntemi bulmanızı sağlayan ve bu konuda sizi farklı yöntemlerle tanıştıran iyi bir eğitimcidir, ona sıkı sıkı tutunun. Peki diyelim ki, böyle birine rastlamadık, bu bizi durdurmalı mı? Elbette hayır! Silkinin, kendinize gelin, kendinize neden dil öğrenmek istediğinizi hatırlatın ve çalışmaya başlayın. Çevresel hiçbir bahane, sizi eğitiminizden alıkoymamalı. 

 

4-    “Hoca hep İspanyolca konuşuyor, bir şey anlamıyorum.”: Hocanın hep İspanyolca konuştuğu bir sınıfa denk geldiyseniz, çok şanslı bir azınlığa dahilsiniz demektir. Bu aynı zamanda, bunu anlayabilecek bir dil seviyesinde olduğunuzu da gösterir.  Şikayet etmek bir kenara,  hocayla olabildiğince diyalog kurmanın ve pratik yapmanın yollarını arayın.

 

5-    “İspanyolca, İngilizceden daha zor, öğrenemiyorum.” Evet , İspanyolca İngilizceden daha zor. Ama o açıdan bakarsak, her dil İngilizceden daha zor. Daha açık bir ifadeyle “İngilizce, öğrenilmesi gayet kolay olan bir dil” ve öğrendiğiniz diğer dilleri bununla kıyaslayarak hayatınıza devam edemezsiniz. Dahası halihazırda İngilizce bilen birisi için İspanyolca öğrenmek, görece daha kolay. Ayrıca biz bu dile doğduğumuz için farketmiyoruz, ama ya Türkçe öğrenenler ne yapsın?

 

6-    “İspanyolca kaynak yok”. Evet, bu çok ciddi bir sıkıntı. Sadece öğrenciler açısından değil, eğitimciler açısından da sorun teşkil ediyor bu durum. Yıllar geçtikçe yeni kaynaklar üretiliyor, ama bu kaynaklar da İspanyolca ve hiçbir İspanyolca bilgisi olmayan birinin kendi başına İspanyolca öğrenmesi çok zor.  Ayrıca, İspanyolca kitapları, İngilizceden alışık olduğumuz sistematik bir öğretim tekniğine sahip değil, bu anlamda literatürü iyi bilen bir eğitimcinin iyi bir planlama yapması gerekiyor.  Bu konuda iki çözüm olabilir: Ya başlangıç olarak bir kursa gidip İspanyolca öğrenmeye başlamalı ve İspanyolca eğitim kitaplarını kendi kendinize öğrenecek kadar süre boyunca o kursa devam etmelisiniz  ya da İspanyolcayı İngilizce anlatan kitaplar edinmelisiniz (Oxford ya da Cambridge kitapları gibi) Halihazırda bir eğitim kurumuda İspanyolca öğrenen bir öğrenciyseniz ve kaynak sıkıntısı çekiyorsanız; bu konuda internette ufak bir araştırma yapmanız en azından bu aşamada size yardımcı olacaktır. İstanbul’da iseniz Cervantes Enstitüsü’nün kütüphanesinden yararlanabilirsiniz. 

 

7-    “La casa de papel ve Elite izledim, bence ben İspanyolca’yı öğrendim sayılır, daha çalışmama gerek yok ” Gülmeyiniz, bunu düşünen öğrenciler var evet. Tekrarlıyorum, dil öğrenmek bütüncül bir yaklaşımı gerektirir. Dizi ve film izlemek dil öğrenimine katkı sağlar, ama tek başına yeterli değildir. İzlemeye ve çalışmaya devam!

 

8-    “Çeviri yapmak çok sıkıcı. Çevirinin bana bir şey kattığını düşünmüyorum.” Kelime öğrenmek dil öğrenmenin belkemiğidir. Çeviri, sadece kelime öğrenmeye katkı sağlamaz, ayrıca öğrenilen kelimelerin kullanım alanlarıyla ilgili de öğrenciyi geliştirir. Herkesin bir öğrenme metodu var, dil öğrenirken herkes kendine uygun işlevsel metodu kendi bulmalı. Bu, çeviri de olur, kitap okumak da, gerekirse yeni öğrenilen kelimeyi 10 kere yazmak da. Her ne ise onu bulmalı ve devam etmelisiniz.

 

9-    “Dil kursu bulamıyorum, en iyisi bir dil bölümünün hazırlığını okuyayım da sonra ayrılırım.” : Bunu asla yapmayın. Öncelikle işlevsel değil. Çünkü, herhangi bir dil bölümünün hazırlık kursu, öğrencilerin daha sonrasında o bölüme devam edecekleri önkabulüne göre planlanır ve müfredatı ona göre hazırlanır. O bölümün hazırlığı, bir sonraki sene okutulacak derslerin bir anlamda temelini atmak içindir. Evet, dil öğretilir ama bir seviyeye kadar, ki bu da yaklaşık B1-B2 seviyesidir ve içinde bölüm derslerine hizmet edecek bir müfredatı barındırır. Dolayısıyla, iş ya da Erasmus için İspanyolca öğrenmek isteyen birisi, bunu bir yıldan daha kısa sürede bir dil kursunda öğrenebilir, üstelik bu amaca hizmet eden özel bir müfredat eşliğinde. Bu sebeple, amacınız dil öğrenmek için sadece hazırlık sınıfına gitmek ve sonra ayrılmaksa, getiri ve götürülerini iyi hesaplamanızı öneririm. Bunun yerine, Cervantes Enstitüsü kurları ya da üniversitelerin dışa açık dil kursları çok daha iyi bir seçenektir. Son tahlilde, bölüm hocalarının emeklerini zayi etmemiş ve gerçekten o bölümü okumak isteyen kişilerin hakkını da gaspetmemiş olursunuz, ki bu da işin vicdani boyutu. Amacınızı iyi belirleyin, tehlikeli sularda yüzmeyin!

 

10-“Ben İspanyolca öğrenmek istemiyordum aslında, ailem zorla yazdırdı/ seçtirdi.” Şimdi aile içi meselelere elbette karışamayız. Zaten belli bir yaşa geldiyseniz, kendi kararlarınızı kendiniz almalı ve bunları da uygulamalısınız. Ama, böyle bir seçenekten mahrumsanız, henüz o yaşa ve olgunluğa gelmediyseniz ya da kararsızlığınızdan bıkan ebeveynleriniz sizin için bir gelecek planlaması yaptıysa ( ki bu durumda, sizi bir şekilde derleyip toparladıkları için ailenize şükretmelisiniz) o zaman içinde bulunduğunuz şartlar ne ise ona göre hareket etmek en akıllıca yoldur. Sürekli şikayet etmek ve öğrenme sürecini reddetmek sadece bir kişiye zarar verir: Size! O sebeple, hele ki İspanyolca eğitimi almak üzereyseniz, o zaman öncelikle Türkiye’de bu şansa sahip olan şanslı bir azınlığa dahil olduğunuzun bilincine varın. Eğitim sürecinde elinizden geldiğince aktif olun ve bu dili öğrenmeye çalışın. Sonuçta, bil dil daha öğrenmek kötü bir şey değil. Aslında öğrenmek istediğiniz başka diller ya da okumak istediğiniz başka bölümler de varsa, onlara ulaşmak için çabalamaktan da asla vazgeçmeyin elbette. Çünkü, insan hayatı, istemediği şeyleri zorla yapmaya devam etmeyecek kadar değerli. Ve dahi, sevdiğiniz ama yapamadığınız için elinizden kayıp giden her şey aslında kayıp gitmiyor, hayatınızın sonuna kadar bir gölge gibi size takip ediyor. Hiçbir şey için hayallerinizden ve hedeflerinizden vazgeçmeyin. İspanyolca için bile!

 

11-“Bir dersi kaçırsam da bir şey olmaz, nasılsa toparlarım.” Hayır, toparlayamazsınız. Hastalık, vs gibi çok elzem bir durum olmadıkça, asla devamsızlık yapmamalısınız. Size çok kısa bir zamanda çok fazla şey vermeye çalışan bir dil müfredatı var, dolayısyla bir derse gitmemek demek ilmek ilmek örülen bir sistemde boşluklar açmak demek. Sonra geriye dönüp baktığınızda, hep bir eksiklik ve tamamlanmamışlık hissi taşırsınız. Bu da dil öğrenirken insanın kendini güvensiz hissetmesine neden olur. Bunu kendinize yapmayın.

 

12-“Bir tane ödevi de yapmayıvereyim, ne çıkar? İlkokulda mıyız?” Evet artık ilkokulda değilsiniz, bu yüzden sorumluluğunuzu yerine getirmenin önemini de bilirsiniz. İlk etapta verilen ödevler çok basit gelir ve “Zaten ben bunları biliyorum” mantığıyla yapılmaz. Zamanla konular ve ödevler ağırlaşır; o zaman da yapmak zor gelir. Oysa birden çalışmaya çalışmak yerine, sık ama devamlı olarak çalışmaya devam etmek bu işin anahtarı. Bunun için de düzenli tekrar ve ödevleri aksatmadan yapmak önemli. Ödeviniz adınızı soyadınızı yazmak da olsa, bir proje hazırlamak da olsa aksatmayın, sonra ipin ucu kaçarsa bir daha yakalamak zor.

 

13- “Edebiyata gerek yok, kitap okumak gereksiz, dil öğrensem yeter.” Bunu söyleyen kişi eğer bir dil bölümü öğrencisi ise, seçtiği bölüme bir dönüp bakmasını isterim. “Dostum, kemerlerini bağla, burada hiç okumadığın kadar çok metin okuyacağız. Evet, metin! Yani şiirden romana, öyküden makaleye kadar. En nihayetinde burası bir dil ve edebiyat bölümü ve biz de beyin ameliyatı yapmıyoruz. Bizim işimiz bu: Okumak!”  

 

 

Eğer baştaki önermeyi söyleyen bir dil kursu öğrencisi ise, üzülerek ifade   etmek isterim ki, yine de kitap okumak zorundasınız. Çünkü, öğrendiğiniz dilin kullanım alanlarını ancak kitap okuyarak görebilirsiniz. Elbette, bir şeyler dinlemek, İspanyolca konuşmak gibi başka yöntemleri de var. Ama, nasıl ki, anadilimiz Türkçe de olsa, okula başladığımızda anadilimizi geliştirmek için sürekli kitap okumak zorundaysak, yeni bir dili öğrenirken, yani henüz emekleme aşamasındayken, olabildiğince kitap okumalı ve dilinizi geliştirmelisiniz.

 

14-“İspanyolca öğrenmek için çok geç kaldım. İngilizceyi bile anaokulundan beri öğreniyorum, İspanyolcayı bu kadar kısa sürede nasıl öğreneceğim?” Yeni başladığımız her işe bu şekilde yaklaşırsak, hayatımızın hiçbir alanında, nasılsa öğrenemeyeceğim diye, parmağımızı bile kıpırdatmamamız gerekir. Oysa hayat öyle bir şey değil. Yeni bir şey öğrenme arefesinde ne zaman umutsuzluğa düşsem, Mimar Sinan’ın mimarlığa 40 yaşında başladığını hatırlarım. Elbette, herkes onun gibi bir dahi değil. (Ya da belki öyle, bilmiyorum.) Ama, şu anki yaşımızda hayatımızın hangi aşamasında olduğumuz bilgisine sahip değiliz. 20 yaşında ölen biri için, 19 hayatının sonudur, oysa, 80 yaşında biri için gençliğinin baharı. Böyle şeyler göreceli ve bizim bilgimiz dahlilinde değil. Bize düşen, tüm bahanelerden sıyrılıp, ne istiyorsak ona odaklanmak. Elbette yaşımız ilerledikçe yeni şeyler öğrenme hızımız eskisi gibi olmuyor ya da başka başka mesguliyetlerle sürekli oradan oraya savruluyoruz.  Biz ne istediğimizi bilelim önce ve hedefimiz dil öğrenmekse bizi hiçbir şey bu hedeften saptırmasın.

 

15-“Diğer derslerim/işlerim çok yoğun, İspanyolcaya yeterince zaman ayıramıyorum.” Burada da önemli olan önceliklerinizi belirlemek ve bu işe başlarken ne hedeflediğinizi hatırlamak. Neden dil öğrenmeye başladınız? Ya da neden dil öğrenmek istiyorsunuz? İlk duygularınızı hatırlayın. Elbette hayatımızda binbir türlü meşgale varken, bir de dil öğrenmeye zaman ayırmak bir lüks gibi durabilir. Oysa, yeni bir şey öğrenmek, örneğin bir yazarı kendi anadilinde okumanın lezzetini tatmak, dinlediğiniz bir şarkının sözlerini anlamak ya da altyazıya çok takılmadan bir filmi izlemek çok keyifli. Doğru bir planlamayla aşılamayacak bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bunu bir düşünün derim.

 

16-“İspanyolca’da A2 seviyesine kadar geldim, şimdi biraz ara vermek istiyorum.” Bu tamamen amacınızla ilgili bir durum. Ne için öğrenmeye başladınız bu dili? Eğer sadece ortamlarda birkaç İspanyolca kelime sarfetmek amacıyla ya da yazın çıkacağınız Barcelona tatili için biraz İspanyolca öğrenmek istediyseniz, “derdinizi anlatacak kadar” İspanyolca öğrenmişsiniz demektir A2 seviyesiyle. Ancak, gerçek anlamda dili öğrenmek, kendi başınıza kitap okumak ya da film izlemek, sözlük yardımıyla da olsa çeviri yapabilmek, bir metni okuyup yorumlamak ya da o metinle ilgili soruları cevaplayabilmek, bir iş görüşmesi yapabilmek, Erasmus ile yurdışında bir dönem okumak, resmi bir kuruma yazı yazabilmek gibi becerileri kazanmak istiyorsanız en azından B2 seviyesinde bir İspanyolcaya sahip olmalısınız. Bu da oturmakla kazanılan bir beceri değil.  Hele ara vermek asla önerilen bir durum değil. Çünkü dil çok çabuk soğur ve tekrar çalışmaya döndüğünüzde, bıraktığınız seviyeyi yazık ki mumla ararsınız. Zaruri bir neden yoksa ve yine de ara vermek istiyorsanız, en azından B1 seviyesini bitirmiş ( ve hatta DELE B1 ile belgelendirmiş) olmalısınız. Tabi ki, en güzeli, B2 seviyesini tamamlamak, mümkünse bunu DELE B2 ile belgelendirmek ve sonrasında kursa/ derslere ara verseniz de, kendi kendinize yapacağınız küçük çalışmalarla dili canlı tutmaya çalışmaktır. Bu da yine yukarıda anlattığımız kitap okumak, film izlemek, kelime çalışmak, sosyal medyada İspanyolca içerikleri takip etmek gibi aktiviteleri içermektedir. 

 

17- “Okulda hep dersler ve ödevler var. Oysa ben doyasıya kitap okumak istesem de ödevlerden zaman bulamıyorum. Hele bir okul bitsin, ben de çalışmaya başlayayım, o zaman istediğim kadar İspanyolca kitabı ödev mecburiyeti olmadan istediğim sırayla okuyacağım. Sonuçta işten çıkıp eve geldiğimde şimdiki gibi ödevlerim olmayacak ve bol bol boş zamanım olacak.”  Buraya sadece şu yorumu bırakıyorum. HahahahahahhaJ

 

Son söz niyetine: Yazının başında da belirttiğim gibi, yeni bir şey anlatmadım. Dil öğrenirken ve öğretirken yaşayıp gözlemlediklerimi tek bir yazıda paylaşmak istedim. Dünyadaki her insan biricik. Dolayısıyla dünyadaki insan sayısı kadar çok öğrenme şekli olduğuna inanıyorum. Dünyanın en iyi eğitimcisi de olsa, tek tek her bir öğrencinin neyi nasıl öğrendiğini düzenli olarak takip edemez. Zaten daha önce de belirttiğim gibi, eğitimcinin görevi, konuları öğretmekten ziyade, nasıl öğrenileceğini öğretmektir. Burada, en büyük görev öğrenciye düşüyor. Öncelikle bu dili ( ya da neyi öğreniyorsanız, onu) neden öğrenmek istediğinizi düşünün. Sonra kendinize bir program belirleyin, neyi ne kadar ne zaman yapacağınızı planlayın. Bu program içinde düzenli tekrarlar ve ekstra çalışmalar olsun. Çok değil günde 10 dakikalık küçük tekrarlardan bahsediyorum. Kendi çalışma yönteminizi belirleyin. En çok hangi konularda tekrara ihtiyacınız var, dili en kolay nasıl öğreniyorsunuz? ( Örneğin kimisi okuyarak, kimisi yazarak daha iyi çalışır.) Kendi planınızı yapıp, yönteminizi bulduktan sonra, buna sıkı sıkıya sarılın. Günlerce boş oturup  bir gün sabahtan akşama çalışmak yerine, düzenli aralıklarla çalışmaya/ tekrarlara devam edin. 

 

Dil öğrenmek bir eşiktir. O eşiği geçtiğinizi hissettiğinizde artık hem daha kolay öğrenmeye başladığınızı kendiniz de fark edecek hem de gururla karışık bir memnuniyet duyacaksınız. O zaman, manos a la obra! Haydi iş başına!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA