Ana içeriğe atla

JOAN MARGARIT VE BİR ŞAİR HASSASİYETİ: “YAŞLILIĞA DAİR”



2008 yılında henüz bir yüksek lisans öğrencisiyken, çok sevdiğim dostum Sümeyra ile o sene Mayıs ayında düzenlenen İBB’nin Uluslararası İstanbul Şiir Festivali’ne dinleyici olarak katılmıştık. Festivalin o seneki ana teması “Çağdaş Katalan Şiiri”ydi ve birçok Katalan/İspanyol şairi tanıma fırsatı yakaladığımız için çok mutluyduk. Türkiye’de İspanyolca öğrenen, Cervantes Enstitüsü’nün etkinlikleri haricinde İspanyolca konuşmak için fırsat kollayan İspanyol dili öğrencileri olarak, bu büyük bir olaydı bizim için. Katalan şiirini tanımak, çağdaş Katalan şairlerle bizzat tanışmak, sohbet etmek, birer kahve içmek ise daha büyük bir onurmuş. Bunu bugün çok daha iyi anlıyorum. O sırada tezimde Tanpınar ve Eduardo Mendoza’yı çalışıyordum. Orhan Pamuk, Nobel alalı 2 yıl olmuştu.  Bense oturmuş İstanbul’da birkaç Katalan şairle İspanyolca olarak Türk Edebiyatı hakkında sohbet ediyor ve Türk romanını daha yakından tanımak için kitap tavsiyesi isteyen bu isimlere Tanpınar, Oğuz Atay ve elbette Orhan Pamuk okumalarını salık veriyordum. Ne büyük bir mutluluktu benim için!

 

Şiir festivali için, hem Katalan Edebiyatı’nı anlatan hem de davet edilen Katalan şairlerin şiir çevirilerinin olduğu çok güzel iki kitapçık hazırlanmıştı. Türkiye’de bırakın Katalanca bir metin bulmayı, spesifik bir İspanyolca metni bile bulmanız zordur malum. Bundan 12 yıl önce bu, çok çok daha zordu ve biz de elimizdeki kitapçıklarda yazanlar ile şiir dinletilerinde şairlerin bizzat okudukları eserlerini dinlemekle yetinmek durumundaydık. Elimizde imzalatabileceğimiz şiir kitapları yoktu yani, ama bu bizi durdurmadı elbette ve biz de kitapçıktaki şiirlerinin olduğu sayfaları imzalattık. Bu imzalardan biri de, o sene şiir festivalinin davetlileri arasında yer alan Joan Margarit’ti.“Mor renkli hoş elbisesi içindeki Özlem’e” diye imzalamıştı bana şiirini. Bir sayfalık şiir üzerinden, zarif bir dikkati de imzanın harcına koyarak. Böyle anlar, insanı tuhaf bir şekilde birbirine bağlıyor.

 

Aradan yıllar geçti. Joan Margarit, hayatına sığdırdığı birçok ödüle ek olarak, 2019’da Cervantes Edebiyat Ödülü’nü de aldı. Bugün onu anmama vesile olan şeyse bambaşka. İspanya kralı VI. Felipe, Covid-19 salgınında hayatını kaybeden 28.400 İspanyol için bir  anma etkinliği çağrısı yaptı. Bu kapsamda, Joan Margarit de Un Asombroso Invierno kitabındaki “De Senectute” isimli şiirini, Covid-19 salgınında hayatını kaybedenlere ithaf ettiğini açıkladı. Yine bu kapsamda, şiirini bir de kendisi seslendirdi:

 

https://www.elperiodico.com/es/sociedad/20200716/periodico-homenaje-victimas-coronavirus-poema-joan-margarit-8041299?jwsource=cl

 

 


Margarit, şiiri hem Katalanca hem İspanyolca yazmıştı:

 

 

DE SENECTUTE
 

L’amor dels joves
no té en compte l’oblit.
Mana el futur, encara que llueix
només com un bassal en el fons del cervell.
El dolor posa ordre, sona com un avís:
és la botzina del remolcador
que ens arrossega fins a fora port.

Es paga car l’intent de destruir el
dolor perquè l’amor també és allí.
La intel·ligència és salvar-ho tot.
Que els nostres ulls llueixin,
vigilants, la seva esplèndida
inutilitat. Sense el dolor
mai no hauríem pogut estimar així.

DE SENECTUTE

 

El amor de los jóvenes no piensa en el olvido.
Manda el futuro, aunque sólo brille,
al fondo del cerebro como un charco.
El dolor pone orden, suena como un aviso:
es la bocina del remolcador
que nos arrastra hasta salir del puerto.

Se pagan caros los intentos
de destruir el dolor, porque
también está el amor ahí.
La inteligencia es salvarlo todo.
Que nuestros ojos vigilantes
luzcan con esa espléndida
inutilidad. Nunca, sin el dolor,
podríamos haber amado así.

 

Biz de Türkçesini ekledik:

YAŞLILIĞA DAİR

Unutmayı hiç hatırına getirmez genç bir aşıkken insan.

Geleceğinin emrindedir o, velev ki küçük bir ışıktan ibaret olsun,

Zihninin derinliklerinde küçük bir gölet gibi şavkıyan.

Kederse derler toparlar, bir ikaz gibi çınlar durur adeta;

Gemi sirenine benzer keder

Bizi ardına katan limandan çıkana kadar .

 

Tüm çabalar beyhudedir aslında

kederi tüketmek uğruna onca giriştiğimiz, zira

aynı zamanda aşk da bekler orada.

Bilgelikse hepsine birden göğüs germektir.

Pür dikkat kesilen gözlerimiz

bu şahane acizlik içinde parlasın dursun. Çünkü keder olmadan, asla,

Böylesine bir aşkı da tatmış olamazdı yüreğimiz.

 

Joan Margarit’le tanışalı 12 yıl olmuş. 12 koca yıl. Onca yıl içinde hem kendi hayatımızda, hem dünyada çok şey değişti elbette. Birçok insan eklendi hayatımıza ve birçokları da aramızdan ayrıldı. Ama bir dize, bir şiir, bir isim, belki bir şair inceliği 12 yıl önceki o an’a götürebiliyor sizi. İnsan zaten o an’larla yaşama tutunmuyor mu? O zaman edebiyat belki hiçbir şey demek değildir. Ve fakat belki de her şey demektir. Belki de, bu pandeminin ortasında, bunca acıya  şahitlik ederken, belki tutunacağımız en büyük dal bu an’lardır ve yeni yeni an’lar yaratabilme umududur.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA