Ana içeriğe atla

"AYNALAR"






Hiç önemi yok az mı uyudun yoksa çok mu,

hiçbirini affetmez bir otel odasındaki aynalar,

vahşi bir hayvan gibidir her biri 

öylesi karşı koyar insanın dokunuşlarına.

 

Bir de tanıdık aynaların ışıkları var

onlarsa acıyorlar halimize,

bilmezden gelişlerimize göz yumup hem, şefkatten,

ya da alışkanlıktan belki de çekiyorlar sineye.

 

Biliyorum aslında aynalar

set çekilmiş sularıdır akıp giden bir nehrin.

Çünkü şahit oldum güneşten yansıyan aksin

Kirlerini nasıl gizlediğine gölgelerin.

 

Oysa gözlerinin derinliklerine her kim bakarsa

izlerine rastlar geçip giden zamanın; bir de

bir otel odası sabahında ansızın belirip içimizi yakan

tozlu sayfalarına geçmişin.

 

Ne diye cevap vereyim ki o zaman. Kapat gözlerini, 

çünkü insanı bu denli yıpratan başka bir şey olamaz

senin bu bakışlarından başka.

 

 

LUIS GARCÍA MONTERO (1958-….)


Habitaciones Separadas ( 1994)

 

 

 

LOS ESPEJOS

No importa si has dormido poco o mucho,

los espejos de hotel nunca perdonan

y son como animals de montaña

que no aceptan el trato de los hombres.

 

La luz de los espejos familiares

Se apiada de nosotros, sin embargo,

Nos ayuda a finger, y por afecto

o por costumbre llega a perdonarnos.

 

Yo sé que los espejos son el agua

estancada de un río que se mueve.

Y he visto cómo el sol que reverbera

puede ocultar el cieno de las sombras.

 

Pero quien mira al fondo de sus ojos

ve las grietas del tiempo, las arañas

de un pasado que surge de improvise

en mananas de hotel y nos ofende.

 

Para qué contestar. Cierra los ojos,

porque no hay otra cosa que envejezca

peor que tu mirada.

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL İSİMLERİYLE İMTİHANIMIZ

Bir İspanyol’un ismini gören bir Türk’ün verdiği ilk tepkilerden biri, biraz da şakayla karışık “İsim değil destan mübarek!” olur. Ya da ilk kez İspanyolca öğrenmeye başlayan birisi bildiği tüm İspanyolca isim ve soy isimleri art arda hızlıca söyleyerek sanki çok iyi İspanyolca konuşuyormuş gibi şaka yapar. Örneğin, “Juan Manuel Real Espinoza Sanchos Manchos Başkabişeybilmiyos” vb. Evet, İspanyol isim ve soy isimleri birkaç isim ve soy isim barındırır ve bu durum, İspanyol isimleriyle ilgili bu klişe söylemlerin kaynağını oluşturur. Peki İspanyolları’ın isimleri nasıl bu kadar uzun olabiliyor? Türkiye’de İspanyol kültürünün tanınırlığı arttıkça birçok kişi tarafından artık bilinen bu durumu, bir kez de biz topluca ele alıp açıklayalım dedik. “İspanyollar ve isim” konusunu açıklarken öncelikle bilmemiz gereken, her İspanyol’un biri babasından biri de annesinden gelen iki soy ismi olduğudur. İlk soy ismi babasından aldığı, ikincisi ise annesininkidir. Ömrü boyunca ikisini de bir a

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu. Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm. Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek. Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda. Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar, Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler. Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!