Ana içeriğe atla

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?



COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İtalyanca’da bu kelime, bir kişinin rahatsızlığının diğeri üzerindeki ‘etkisi’ (bulaşıcılığı) olarak anlaşılıyor ve bir hastalığın yayılmasını ifade etmek için kullanılıyordu. Bir süre boyunca da, bu salgın ve bulaşıcılık anlamını muhafaza etti.

Tarihçiler, “influenza” sözcüğünün ilk kez 1504’te İtalya’da “influenza di febre scarlattina” adı ile özel bir hastalığı ifade etmek için kullanıldığını belirtiyorlar. İki yüzyıl sonra, 1743’te, yine İtalya’da, “influenza di cattarro” olarak adlandırılacak ve kısa bir süre sonra Avrupa’ya yayılacak büyük bir grip salgını daha ortaya çıktığında, “influenza” sözcüğü tekrar bu hastalığı belirtmek için kullanıldı.  Böylece, “influenza” sözcüğü coğrafi olarak da yayıldı ve sadece “grip” gibi hastalıkları ifade eder oldu. Örneğin, Fransa’da ilk olarak 1782’de grip hastalığı olarak kabul edilmişti ve sonra İngilizce’ye geçti. İngilizce’de ilk kez 1843’te İngiliz şair Robert Southey’nin gripten etkilendiğini bildirdiği bir mektupta görüldü. “Influenza” sözcüğünün İspanyolca’daki en eski kaydına ise 1895 yılında, Benito Pérez Galdós’un Torquemada isimli eserinde rastlıyoruz: “…. inatçı bir grip yüzünden yatağa çakılmış Fidela, kutsal ayine katılamayacağı için üzülüyordu…”

Türkçe’de “influenza” ilk kez ne zaman kullanıldı, bilemiyorum; ancak, tıp dünyasında bilinse de halk arasında yaygın kullanımı çok eski olmasa gerek. Onun yerine kullandığımız “grip” sözcüğü ise bize Fransızca’dan geçmiş ve Fransızca “tutmak, pençesine almak” anlamında “gripper” fiilinden türemiş. Nişanyan Sözlük’e göre; ilk kez 1909 yılına ait Eşref isimli dergide görülmüş:Böyle bir fursatı fevt etdi ecel, vâ esefâ! / Anlara ‘deng’ u ‘grip’ etmedi te’sir, meger / Erişe kahr-ı İlâhî ile dehşetli vebâ”
Tarihte başka birçok salgın hastalığa, “influenza” sözcüğüyle ifade edilmese de, birçok grip salgınına rastlıyoruz. Tarihteki en büyük grip salgınlarından biri ise, elbette H1N1 influenza virüsünün yol açtığı “İspanyol Gribi”. Ancak, onun ortaya çıkışı ve adlandırılma hikayesi ise biraz daha ilginç.
1918 yılında başlayan salgın, aslında İspanya ile doğrudan bir bağa sahip değil, ancak o sırada yaşanan 1. Dünya Savaşı sebebiyle, savaşa katılan birçok ülke, halkın moralini bozmamak için, salgın haberlerini yazmaması konusunda basına sansür uyguluyor. İspanya, 1. Dünya Savaşı’na katılmadığı için, İspanyol basını da, savaşan tarafın gazetelerine göre daha özgür bir ortama sahiptir o dönemde. İç politikada yaşanan çalkantılar sırasında kimi konular için sansür uygulansa da, Dünya Savaşı’yla ilgili haberleri sorunsuz bir şekilde vermeye devam ediyor. Bu sebeple, 1918’de tüm dünyaya yayılan bu grip salgını haberleri ilk defa İspanyol basınında geniş yer buluyor. Haberler öyle artıyor ki, tüm dünya salgın haberlerini İspanyol basınından almaya başlıyor. Böylece, İspanyol basınının konuyu derinlemesine işlemesi nedeniyle, grip salgını İspanya’da çıkmış olmasa dahi, İngiltere sayesinde tüm dünyaya “İspanyol Gribi” ismiyle yayılıyor.
Bu şekilde anılana kadar, İspanyol basını ilk haberlerde hastalıktan “üç günlük ateş” ya da “üç gün süren ateş” şeklinde bahsediyor. İspanyol basınında, ilk salgın haberi 22 mayıs 1918 tarihli ABC gazetesine ait. Gazete, haberi; “Doktorlar, dünyaya yayılan bir grip salgınına Madrid’te de rastlandığını belirtiyorlar; ancak Allahtan yayılma hızı yüksek olsa da semptomları hafif seyrediyor.” Görüldüğü gibi, ilk haberler, salgının boyutlarından henüz haberdar olunmadığını gösteriyor.
İspanyol Gribi ile ilgili dünyada bilinen ilk vaka 4 Mart 1918’de ABD’nin Kansas eyaletinde bir askeri üs olan Fort Riley’de görüldü. Burasının, 1. Dünya Savaşı için ABD’li askerleri eğiten bir üs olması; hastalığın önce ABD’ye sonra da, ABD askerlerinin savaş için Avrupa’ya geçişiyle bu kıtaya yayılmasına sebep oldu. Mayıs 1918’de, Alman ordusunda 1 milyon askerin salgından etkilendiği düşünülüyor. Hastalığın ilke kez ortaya çıktığı Mart ayından sonra, özellikle yaz döneminde durağan seyretse de, yaz sonunda ikinci büyük dalga geldi. İkinci dalganın ilk vakası, 22 Ağustos 1918’de bugünkü Belarus’ta bulunan Brest’te rapor edildi. Bu sırada ABD’de ve Avrupa’da da vakalar artarak yayılmaya devam etti. İspanya’ya Portekiz üzerinden gelen grip salgını, Pireneler’i aşıp kuzeye çıktı. Savaş ve asker hareketliliği gibi sebeplerle yayılımı çok hızlı oldu ve kısa sürede Rusya’ya sıçradı. Yine ABD askerleri ile, Okyanusya’ya kadar yayıldı.
İkinci dalganın bu kadar hızlı yayılmasının asıl sebebi; düşük seviyede seyreden grip vakalarında belirtilerin görmezden gelinmesi, önemsenmemesi ve yatıp dinlenmek yerine, enfekte olmuş askerlerin siperlere gönderilmesi oldu. Savaşın zor koşulları, zaten enfekte olmuş askerleri daha da zorladı ve hem kendileri hem de hastalık bulaştırdığı diğer insanlardan yayılan salgın, ikinci büyük dalgayı başlattı.
İspanyol Gribinin 1918-1920 arasında, dünya çapında yaklaşık 500 milyon insana bulaştığı ve yaklaşık 50 milyon insanın yaşamına mal olduğu tahmin ediliyor. O dönem dünya nüfusu göz önüne alınırsa ve bugünle kıyaslanırsa, bu sayı, bugünün 200 milyonuna eşit sayılıyor. Bir başka kıyaslama, da, tarihteki en büyük iki savaş üzerinden yapılabilir. 1. Dünya Savaşı’nda  sivil ve asker yaklaşık toplam 17 milyon, 2 Dünya Savaşı’nda ise yaklaşık 60 milyon kişinin yaşamını yitirdiğini düşünürsek; salgının boyutları hakkında bir fikrimiz olabilir. Bu arada, dönemin şartları gereği, kaç kişinin grip salgınından öldüğünün tam olarak hesap edilemediğini de dikkate almakta fayda var.
Peki, dünyaya bu kadar zarar veren bu salgın nasıl ortaya çıkmıştı? İlk vaka Kansas’ta görülmüştü, evet ama, hastalığı başlatan virüs nasıl insana geçmişti? Salgından yıllar sonra, Norveç’te İspanyol Gribinden hayatını kaybeden 6 maden işçisi üzerinde yapılan araştırmalara göre; ilk kez Kansas’ta ortaya çıkan bu H1N1 virüsü, bir kuş türü ( Evet, yine bir virüs ve yine kuşlar!!!), belki bir ördekten, bulaştı. Ancak, bir kuş türünde bulunan bir virüsün, doğrudan insana geçmiş olması mümkün değil; bunun için, hem kuş hem insan gribinden etkilenip, hem de bu iki türü de etkileyebilen başka bir canlıya ihtiyaç var. Bilim adamlarına göre, bu canlı da büyük ihtimalle bir domuz. Yani, yayılım şu şekilde oldu: Bir şekilde, bir kuş türünde bulunan virüs, herhangi bir yolla ( hava, su ya da yiyecek gibi) domuzlara bulaştı, oradan da insanlara geçti. Bir diğer varsayım da, hem kuş hem de insandan domuza geçen bir virüs türünün mutasyona uğrayıp, tekrar insana bulaşması durumuydu; ki bu durum, virüsün öldürücülüğünü de arttırmıştı. Elbette bunların hepsi birer varsayım. Çünkü, İspanyol Gribi konusunda çok fazla veriye sahip değiliz. Bunun en önemli nedenlerinden biri, 1. Dünya Savaşı’nın sonunda ortaya çıkmasından dolayı, insanların savaşla ve etkileriyle meşgul olmaları. Bir diğer sorun da, dönemin şartları gereği ya vaka taraması ve analizinin yapılamaması ya da arşivleme çalışmalarının olmaması. Zaten, eldeki az sayıda arşiv de 2. Dünya Savaşı’nda bombalanınca, bugünün araştırmacıları için İspanyol Gribi, araştırılması çok zor konulardan birine dönüşüyor.
Salgını önlemek için birçok tedbir alındı. Örneğin, Kasım 1918’de Philadelphia’da tüm okul ,kilise, tiyatro ve toplantı yerleri kapatıldı.  Ancak dönemin tıp dünyası, hafif semptomlar görüldüğünde tedbir alabilecek kadar virüsleri tanımıyordu. Hastalık tamamen ortaya çıktığındaysa, artık çok geç kalmışlardı. Bugünkünün aksine, grip, en yaşlılarla birlikte, en gençleri de vurdu. Orta yaşlılar da gribe yakalandılar; ama en kolay lokma,  bağışıklık sistemi en zayıf olanlar oldu. İspanyol Gribi yüzünden, ortalama insan ömrü 1917’de 51 iken, 1918’de 39’a geriledi. Salgın, çocuklar arasında  da hızla yayıldı ve  birçok çocuğun hayatına mal oldu. Salgının ekonomik sonuçlarını ise tam olarak bilmiyoruz. Zaten dört yıl süren yıkıcı bir savaş döneminin sonunda patlak verdiği için; o yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntıların sebebinin savaş mı, salgın mı olduğunu tam olarak kestirmek güç. Ancak, dünyanın bugünkü kadar birbirine bağlı olmamasının, salgının olumsuz ekonomik etkilerinin nispeten daha lokal kalmasına ve bugüne oranla daha az yıkıcı olmasına  neden olduğu görüşü yaygın.
Salgının ortaya çıkışı nasıl aniden olduysa, bitişi de aynı hızla ve ani oldu. 1918 yılını kabusa çeviren İspanyol Gribi, 1919 yılında neredeyse yok oldu ve 1920 yılında tamamen dünya üzerinden silindi. Aşısı bulunmadı, spesifik bir tedavisi de yoktu. Doktorlar hastalarına, geleneksel yöntemleri ve evden dışarı çıkmamayı önerdi. Öyle ki,  dönemin İspanyol gazetelerinde, virüse yalvaran doktor karikatürleri bulunuyor. Peki nasıl oldu da aniden yok oluverdi? Bu konuda da çeşitli görüşler mevcut; ancak  en kabul gören görüş, virüsün kendi kendine mutasyona uğrayıp daha zayıf bir forma büründüğü ve bu şekilde kaybolduğu yönünde.
Aniden başlayan ve aniden yok olan bu salgın, 1918-20 arasında dünyanın dört bir tarafına yayıldı ve birçok can aldı. Enfekte olan ve salgında hayatını kaybedenler arasında birçok ünlü isim de bulunuyor. ABD Başkanı Wilson, Roosevelt, Alman İmparatoru II. Wilhelm, bir rivayete göre Atatürk, şair Ezra Pound, Franz Kafka  ve ünlü ressam Edvard Munch de hastalığa yakalanan ve iyileşen isimlerden. Hatta Edvard Munch’ün, hasta halini çizdiği  bir otoportresi bile var. Munch’ün en bilinen tablosu “Çığlık” da yine, yakalandığı İspanyol gribinin ürünü. Munch, bir gece salgının kol gezdiği şehirde evine giderken büyük bir bitkinlik ve umutsuzluk hissediyor ve çığlık atmak geliyor içinden. Hepimizin bildiği, bu ünlü tabloyu, salgından doğan umutsuzluk hissiyle yapıyor. Ressam Gustav Klimt, mimar  Otto Wagner ve ünlü sosyolog Max Weber ise şanslı olamayan ve hastalığa yenik düşten isimlerden bazıları.
Gribe yakalanan ve iyileşen bir diğer ünlü isimse, dönemin İspanya kralı XIII. Alfonso. Kral, hastalığa yakalandığında henüz 32 yaşındaydı ve iyi bakım ve beslenmeyle hastalığı yenebildi. Ancak, dönemin İspanyası onun kadar şanslı değildi. İspanya, 1. Dünya Savaşı’nda tarafsızdı ve savaşın etkilerini doğrudan hissetmiyordu belki ama ekonomik ve siyasi olarak iyi bir durumda da değildi. Salgın özellikle Madrid’i çok etkiledi. Öyle ki, Mayıs 1918’de Madrid nüfusunun yarısının İspanyol Gribine yakalandığı düşünülüyor. Zaten İspanya, salgından en çok etkilenen ülkelerden biri oldu. Örneğin, o dönemde 30.000 olan Vigo’nun nüfusunun %10’unun salgında hayatını kaybettiği düşünülüyor. Asturias’ın 2000 nüfuslu Luarca kasabasında ise 404 kişi gripten yaşamını yitirdi. 1918’’de Mayıs- Ekim ayları arasında Valencia, gripten ölen 700 kişi rapor etti. 26 Ekim’de Zamora’da, dini toplantılardaki kalabalık nedeniyle salgının yayılmasını önlemek için katedral kapatıldı. 9 Kasım 1918 tarihli ABC gazetesi, “İspanya’nın Sağlığı” başlıklı yazıda, bir önceki gün sadece Barcelona’da 70 kişinin salgın yüzünden öldüğünü yazdı.Yine Mayıs 1918 verilerine göre; gribin, ülkede 8 milyon kişiye bulaştığı ve yaklaşık 200.000 kişinin ölümüne neden olduğu düşünülüyor. Resmi rakamlara göre ise, salgından ölenler 147.114 kişiydi. Buradaki rakamlara tamamen güvenemeyeceğimiz aşikar. Çünkü, dönemin koşulları gereği, kaç kişinin salgından dolayı hayatını kaybettiği, kaç kişinin ise enfekte olduğunu bilmeden öldüğü, bugün sadece tahmini rakamlarla ifade edilebilir. Bir noktadan sonra, rakamların da önemi yok. Önemli olan  birey olarak insan hayatı ve her bir bireyin, bu salgın esnasında ya da salgından sonra yaşadıkları.
Tüm yaşananlar katman katman üst üste konduğunda, insanoğlunun başına gelenlere şaşırmadan edemiyor insan. Ama en çok da, bu kadar şeye rağmen, dünyanın yeniden dönmeye devam etmesine, her gün güneşin yeniden doğmasına, baharın tekrar gelmesine, insanoğlunun her şey alışmasına ve hatta insanın yeniden ama yeniden başlamasına…  Ne diyordu Aliya? “Tarih sadece sürekli değişimin değil, aynı zamanda ve devamlı olarak imkânsız ve beklenmeyenin gerçekleşmesinin hikâyesidir.”
Bütün dünya, bir mucizeyi bekliyoruz şimdi. Bir mucizenin bizi bulmasını ve bu salgın kabusundan uyandırmasını. Yeniden başlamak istiyoruz. Sahi, ne diyordu o şarkıda? “ Bu kışta efkarlıyım/ Bahara Allah kerim!” Baharlar açsa mı artık? Biz hazırız. Evlerimizdeyiz. Bekliyoruz…

DİPNOT:
Metnin başındaki görsel: Edvard Munch / Spanish Influenza / 1919

KAYNAKÇA:

Aliya İzetbegoviç, İslam Deklarasyonu, Fide, 2016.
Ricardo Soca, La fascinante historia de las palabras, Interzona, 2013.
Sevan Nişanyan, Nişanyan Sözlük, Liber Plus, 2018.

https://www.newyorker.com/magazine/1997/09/29/the-dead-zone?utm_source=twitter&mbid=social_twitter&utm_medium=social&utm_social-type=owned&utm_brand=tny
https://www.nytimes.com/2020/03/09/health/coronavirus-is-very-different-from-the-spanish-flu-of-1918-heres-how.html
https://www.wsj.com/articles/what-we-can-learn-from-the-20th-centurys-deadliest-pandemic-11583510468
https://elpais.com/sociedad/2014/07/29/actualidad/1406662311_887510.html
http://www.scielo.org.mx/scielo.php?script=sci_arttext&pid=S1607-050X2010000100012
https://www.laopiniondezamora.es/zamora/2008/12/22/gripe-siglo/322911.html
https://vacunasaep.org/profesionales/noticias/gripe-espanola-1918-parte2

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA