Ana içeriğe atla

1936 BARSELONA YAZ OLİMPİYATLARI



1992 yılında bakkala (evet market değil bakkala) gidip büyük boy Coca Cola alan bir çocuk, alışılmış Coca Cola kırmızısı üzerinde olimpiyat halkaları da olan ince uzun bir bardak da almıştır.  Çok büyük bir ihtimalle benim gibi birçok çocuk, olimpiyat halklarının altında “Barselona 1992” yazan bu bardak sayesinde, Barselona adını belki ilk defa duymuştur. Ve tabi Barselona’nın İspanya’da bir şehir olduğunu ve olimpiyatların o yıl Barselona’da yapılacağını da.  Olimpiyatların o seneki mottosu “Amigos para siempre”nin ne anlama geldiğini anlamam içinse aradan yıllar geçmesi gerekecektir elbette.
O yıllarda birçok şeyi televizyon başına geçip ailecek izlediğimizi hatırlıyorum. İnternetin  ve sosyal medyanın henüz bize şah damarımızdan daha yakın olmadığı, ilk özel televizyonun kuruluşunun coşkuyla kutlandığı yıllar. Kanatları petrole bulanmış karabatak kuşuna üzüldüğümüz (ki sonradan bir propaganda görüntüsü olduğu ortaya çıktı, ama biz henüz televizyondan evimize akan her şeye koşulsuz inandığımız yıllardaydık.) Körfez Savaşı’nın henüz bittiği, öte yandan yeni başlayan Bosna Savaşı ile ilgili hergün bir katliam haberini televizyondan an be an takip ettiğimiz zamanlar.
Tam bu kabus dolu haberler arasında bizi ekrana kilitleyen bir olay daha vardı: 1992 Barselona Olimpiyatları. Belki iddialı olduğumuz tek alan olduğu için, belki hayatını bildiğimiz ve başarı hikayesine bir şekilde hayranlık duyduğumuz için, belki de Balkanlar’da elimiz kolumuz bağlı izlediğİmiz Boşnak Savaşı’na yine bir Balkan göçmeni ile sembolik bir tepki vermek istediğimiz için, olimpiyat oyunlarında sıra haltere ve Naim Süleymanoğlu’na geldiğinde herkesin nefesini tutup ekrana kilitlendiğini hatırlıyorum. Onca başarısızlık ve üzüntü içinde küçük bir sevince ihtiyacımız vardı çünkü. “Küçük Dev Adam” ağır ağır gelir, ellerini o zamanlar un sandığım beyaz bir toza bular ve sonra halterin başına geçerdi. Tüm bu uzun ritüellerden sonra nefeslerimizi tutardık ve Naim’in halteri kaldırmasını beklerdik. Halter ne kadar ağır olursa olsun, “Cep Herkülü” adının hakkını hep verdi. O sene Naim Süleymanoğlu, olimpiyatlardan rekorlar ve bir altın madalya ile döndü.
Barselona Olimpiyatları bizim için Naim Süleymanoğlu demekti. Ama dünya için sembolik anlamı daha büyük. Yazının başında geçen “Amigos para siempre” yani “Sonsuza kadar arkadaş” ya da “Ömürlük dostlar” diye çevrilebilecek ifade, aslında bu sembolik anlama yapılan bir gönderme. 1992 yılında yapılan Barselona Olimpiyatları, SSCB’nin çöküp soğuk savaş yıllarının iki kutuplu dünyası arasında gidip geldiği yılların bitiminde yapılan ilk olimpiyatlardı. Olimpiyat kavramının menşeini, XX. yüzyıl boyunca kas gücü üzerinden gösterilmeye çalışınan güç propagandasındaki yerini ve 1972 yılında beri yapılan olimpiyatların her daim bazı ülkeler tarafından boykot edildiği düşünülünce, 25 Temmuz- 9 Ağustos arası yapılan 1992 Olimpiyatları’nın önemi daha da anlaşılır.
1992 yılında Barselona’da yapılan olimpiyatların, İspanya için anlamı ise çok daha büyük. XX. yüzyıl boyunca dünyada yaşanan her gelişmeden her ülke gibi elbette İspanya da etkilendi. Oysa, XX. yüzyıla sırasıyla bir monarşi, bir diktatörlük, bir cumhuriyet, bir iç savaş, sonra 36 yıl süren uzun ve acılı bir diktatörlük, sonra bir demokrasiye geçiş ve sonunda yine bir krallık sığdıran bir ülke olarak İspanya’nın kendi dertleri hep başından büyük oldu zaten. 1931 yılında II. Cumhuriyet ilan edildiğinde durumdan hoşnut olmayanlar elbette vardı. Ama 1936 yılında İç Savaş patlak verene kadar, ülkede yaşanan kazanımlar belki o döneme kadar hayal bile edilemiyordu. 1936 yılında ise mutat olan zuhur etti ve filler tepişirken çimenler ezildi. Hem de izleri bugüne bile kalacak kadar ezildi.
Yaşadığı tüm sorunlara rağmen, İspanya XIX. yüzyılın sonundan itibaren büyük uluslararası organizasyonlar yapmaya çalıştı. Bunlardan ilki, 1888 yılında Barselona’da gerçekleşen Uluslararası Barselona Fuarı’ydı. Açılışını dönemin saltanat naibi Maria Cristina de Asturias’ın yaptığı fuara 27 ülke katıldı. Sonraki en büyük organizasyon yine Barselona’daydı ve yıl 1929’du. “Expo 29” adını taşıyan Uluslararası Barselona Fuarı, Kral XIII. Alfonso ve onun başbakanı gibi görev yapan diktatör Miguel Primo de Rivera tarafından yapıldı. Tüm dünyayı etkileyen 29 Ekonomik Krizi ve sallantıda olan Primo de Rivera yönetimine ragmen, 20 Avrupa ülkesinin katıldığı büyük bir fuar oldu. Ayrıca aynı yıl Sevilla’da da ABD ve Latin Amerika ülkelerinin katıldığı bir başka uluslararası fuar daha yapıldı.
1931 yılına gelindiğinde Primo de Rivera diktatörlüğü son buldu ve II. Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyet yönetimi ile idare edilen İspanya, 1936 yılında Berlin’de yapılacak 1936 Olimpiyatları’na davet edilse de, bu organizayonu boykot etme kararı aldı. Çünkü, dönemin İspanyol yöneticileri, Hitler’in yönetimde olduğu bir ülkenin organize ettiği olimpiyatlarda yer almayı ilkesel olarak doğru bulmadılar. Bunun üzerine eşzamanlı bir olimpiyat organize etme ve Berlin Olimpiyatları’nı bu şekilde boykot etmeye karar verildi.
“Barselona İşçi Olimpiyatları” adı da verilecek bu organizasyon, 19-26 Temmuz 1936 yılları arası yapılacak, Hitler Almanyası çağırılmayacak, ancak Stalin idaresindeki SSCB hususen davet edilecekti. 1929 yılında yapılan fuar için inşa edilen yapıların bir kısmı hala durmaktaydı ve hazırlıkların çok kısa zamanda bitirilebileceği düşünüldü. Oyunlar Montjuic Stadı’nda yapılacaktı. İçlerinde ABD, İngiltere, Holanda, Çekoslovakya, Norveç, Danimarka gibi ülkeler ile İtalya ve Almanya’dan politik görüşleri nedeniyle sürgün edilmiş sporcular, henüz bir ülkesi olmasa da Yahudi sporcular, Filistinliler  ve tabii SSCB’nin de katılımıyla 22 milletten 6.000’e yakın sporcunun katılacağı bir spor müsabakasıydı bu. İspanya da hem ülke olarak, hem de Katalan ve Bask gibi bölgesel bazda katılan sporcularıyla olimpiyatlarda yerini alacaktı. Her şey planlanmıştı, bir şey hariç: İç Savaş
19 Temmuz’da yapılması planlanan 1936 Barselona Olimpiyatları, tam da o gün patlak veren İç savaş yüzünden yapılamadı. Olimpiyatlara hazırlanan ve kimisi olimpiyat oyunlarının yapılacağı sahalarda uyuyan kimi sporcular, İç Savaş başladığında olimpiyatları unutup yollara barikatlar kurdular ve Cumhuriyetçiler saflarında savaşa katıldılar. Kimdi bu 6000 kişi? Kimlikleri neydi? Kaçı kalıp savaşmayı tercih etti? Kaçı ülkesine geri dönebildi? Kaçı öldü, kaçı sağ kaldı? Bunlarla ilgili kesin rakamlar yok.
Bildiğimiz şeyse şu, 1936 yılında Berlin’de yapılan olimpiyatlar çok başarılı geçti. Hitler ve Almanya, ününe ün kattı. Yetmedi, Hitler, 1936’da Franco’ya destek verdi. O da yetmedi, Guernica’yı bombaladı. O da yetmedi, II. Dünya Savaşı’nda dünyaya büyük bir yıkım yaşattı. Ve sonunda tarih sahnesinden silindi gitti. Köprünün altından çok sular aktı ve 1936 Temmuzu’nda yapılamayan olimpiyatlar, 56 yıl sonra başka bir Temmuz ayında, ama aynı yerde, Barselona’da yeniden yapıldı. O yüzden 1992 Barselona Olimpiyatları, bir olimpiyat olmanın çok çok ötesinde anlamlar taşıyor.
Türkiye’ye gelince… 1936 yılında Barselona’da yapılması planlanan olimpiyatlara Türkiye’den kayıt yaptıran kimse olmadı. Biz tercihimizi 1936 Berlin Olimpiyatları’ndan yana kullandık ve olimpiyat tarihimizdeki ilk altın madalyayı Yaşar Erkan ile güreşte kazandık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA