Ana içeriğe atla

“LA GUERRA HA TERMINADO”



Temmuz 1936’da başlayan İspanyol İç Savaşı, bundan tam 80 yıl önce 1 Nisan 1939’da resmi olarak son bulur.  Savaşın bitişi Burgos Ulusal Radyosundan yapılan şu anonsla duyurulur:  “Bugün, kızılların ordusu silahları bırakmış ve esir alınmıştır; bugün, milli birliklerimiz, en son hedeflerine de ulaşmıştır. Savaş bitmiştir.”
https://www.youtube.com/watch?v=duQr8VrAvtg
Metin ve imza Franco’nun; ancak, seslendirme ona değil, radyocu Fernando Fernández de Córdoba’ya ait. Kim bilir belki aynı etkiyi yaratabilse, seslendirmeyi bizzat kendisinden de duyabilirdik. Franco’nun çağdaşları gibi, bir şekilde insanın üzerinde etki bırakan bir ses tonu yok zira:
https://www.youtube.com/watch?v=_YGsONHOEOg
Tekrar 1 Nisan’daki anonsa dönelim. Anonsu yapan Fernando Fernández,  savaş bitiminde kariyerine sinemada aktör olarak devam etti. (Franco’nun kariyerini (!) nasıl şekillendirdiğini ise hepimiz biliyoruz.)  1897-1982 yılları arasında geçen ömründe 51 filmde yer aldı; ama tarih onu filmleriyle değil, savaşın sonunu haber veren Franco imzalı anonsuyla hatırlıyor.  Ne diyelim, hayat, üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü okul sınavlarından çok daha zorludur çoğu zaman; öyle ki, bazen tek bir yanlış, hayatınızdaki tüm doğruları götürebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL İSİMLERİYLE İMTİHANIMIZ

Bir İspanyol’un ismini gören bir Türk’ün verdiği ilk tepkilerden biri, biraz da şakayla karışık “İsim değil destan mübarek!” olur. Ya da ilk kez İspanyolca öğrenmeye başlayan birisi bildiği tüm İspanyolca isim ve soy isimleri art arda hızlıca söyleyerek sanki çok iyi İspanyolca konuşuyormuş gibi şaka yapar. Örneğin, “Juan Manuel Real Espinoza Sanchos Manchos Başkabişeybilmiyos” vb. Evet, İspanyol isim ve soy isimleri birkaç isim ve soy isim barındırır ve bu durum, İspanyol isimleriyle ilgili bu klişe söylemlerin kaynağını oluşturur. Peki İspanyolları’ın isimleri nasıl bu kadar uzun olabiliyor? Türkiye’de İspanyol kültürünün tanınırlığı arttıkça birçok kişi tarafından artık bilinen bu durumu, bir kez de biz topluca ele alıp açıklayalım dedik. “İspanyollar ve isim” konusunu açıklarken öncelikle bilmemiz gereken, her İspanyol’un biri babasından biri de annesinden gelen iki soy ismi olduğudur. İlk soy ismi babasından aldığı, ikincisi ise annesininkidir. Ömrü boyunca ikisini de bir a

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu. Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm. Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek. Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda. Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar, Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler. Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!