Ana içeriğe atla

"İCRAATIN İÇİNDEN": NO-DO



1 Nisan 1939’da Başkomutan Franco, savaşın bittiğini Burgos Ulusal Radyosundan yapılan şu konuşmayla duyurur:  “Bugün, kızılların ordusu silahları bırakmış ve esir alınmıştır; bugün, milli birliklerimiz, en son hedeflerine de ulaşmıştır. Savaş bitmiştir.” (Abellá, 1985: 15)
Savaş bitmiştir bitmesine ama yeni rejimin varlığını sürdürebilmek için propagandanın devamına ihtiyacı vardır.  Milli Şef Franco da basın-yayın yoluyla propagandaya özellikle önem verir.
Televizyonun yaygın olmadığı dönemlerde sinema, rejim propagandası yapılabilmesi için kullanılabilecek tek görsel yayın aracıdır. Kısaca NO-DO şeklinde anılan Noticiarios y Documentalesisimli zorunlu belgesel yayınları, sinema salonlarında her filmden önce gösterilir. Yaklaşık 30 dakika olan bu zorunlu kısa filmler, rejimin yasakları ve icraatlarının anlatıldığı bir tür “kamu spotu” ya da “haber bülteni” gibidir.
17 Aralık 1942’de yayınlanan kararname ile hazırlanmaya başlanan ilk NO-DO örnekleri, savaş ile ilgili yazılı bilgilendirmeler içerir. 1976 yılına kadar her sinemada gösterimi zorunlu olan bu programların ilk görsel içerikli yayını 4 Ocak 1943’te yapılır.  1943 yılından son yayının yapıldığı 25 Mayıs 1981’e kadar toplam 1966 adet NO-DO progamı hazırlanır. ( İlk NO-DO yayını için şu linke bakılabilir: http://www.rtve.es/filmoteca/no-do/not-1-introduccion-primer-noticiario-espanol/1465256/ )
Masa başında durmadan evraklara göz atan Franco’nun, ülkesi için ne kadar çalıştığının anlatıldığı bu yayın elbette son olmayacaktır. “1943-1975 arasındaki NO-DO yayınlarında Franco; 154 kere açılış ve temel atma töreninde, 375 kere resmi gezilerde ve 215 kere de çalışma ofisinde bulunurken gösterilir.” (Zenobi, 2011: 145) Sinemaya giden her seyirci “ülkesi için kendini feda eden Milli Şefini” zorunlu olarak 30 dakika izler. NO-DO, rejim ve Franco için bulunmaz bir propaganda aracıdır. Her yayının başında çalan giriş müziği İspanyol besteci Manuel Parada tarafından yapılır. Parada, Franco’nun bizzat senaryosunu yazdığı propaganda filmi Raza’nın müziklerini de bestelemiştir.
Franco, 20 Kasım 1975’te ölür. Zaten 60’lı yıllarla birlikte, rejim yumuşama sürecine de girmiştir. İspanya’da demokrasiye geçiş süreci de Franco’nun ölümüyle başlasa da tam anlamıyla 1978 yılında sona erer. Bu anlamda son zorunlu NO-DO yayınının 1976 yılında yayınlanmasının, süreç ve atmosfer göz önüne alındığında, gayet geç bir tarih olduğu söylenebilir. Hatta zorunlu NO-Do yayınları 1976 yılında biter, isteğe bağlı olarak bazı sinemalarda 1981 yılına kadar gösterimleri devam edilir. Elbette ilk yayının yapıldığı 1943 yılından, 1976 yılına kadar NO-DO yayınlarının tonu da içeriği de değişmiş ve NO-DO’lar saf birer propaganda yayınından öteye geçmiştir. Ancak, sembolik anlamı itibariyle yayınına devam edebilmesi ilginçlik arz eder. Yazımızı 25 Mayıs 1981’de yayınlanan son NO-DO yayını ile bitirelim:
http://www.rtve.es/filmoteca/no-do/not-1966/1467927/



KAYNAKÇA:
Abellá, R. (1985). La vida cotidiana en España bajo el régimen de Franco, Barcelona: Editorial Argos Vergara.
Zenobi, L. (2011). La construcción del mito de Franco. De jefe de la Legión a Caudillo de España, Madrid: Cátedra.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA