Ana içeriğe atla

LARRA VE “BUGÜN GİT YARIN GEL”




Mariano Jose de Larra, İspanyol Romantik döneminin en önemli kalemlerinden biri. Bir tarihi roman, birkaç tane de tiyatro eseri yazmıştır, ama asıl ününü gazete yazılarına borçludur. Öyle ki, 27 yıllık kısa ömründe çeşitli gazetelerde yazdığı 200’den fazla makalesi vardır. İspanyol basını için önemli bir isim olan Larra’nın adı, 1999’da oluşturulan ve 30 yaş altı yetenekli gazetecilere her yıl verilen “Premio Jose de Larra” ödülü ile bugün İspanya’da hala yaşatılmaktadır. (Küçük bir not: Şu an İspanya kraliçesi olan Letizia Ortiz’in kraliyet ailesine girmeden önce gazetecilik yaptığını ve başarılı bir gazeteci olarak 2000 yılında henüz 28 yaşındayken bu ödülü almış olduğunu da belirtelim.)
Larra, ünlü ve zengin bir ailenin oğlu olarak 1809’da Madrid’te doğar, ancak doğduğu dönem itibariyle İspanya’nın içinde bulunduğu durum ve ailesinin tercihleri, bu zenginlikten yeterince faydalanamamasını beraberinde getirir. Dedesi Antonio Crispín de Larra, dönemin İspanyol darphanesinde çalışmaktadır. Babası ise ünlü bir cerrahtır ve Napolyon Bonapart’ın İspanya’yı yönetmesi için tahta çıkardığı kardeşi Jose’nin ordusunda, askeri doktor olarak çalışmaktadır. Babası Jose Bonapart taraftarı afrancesado bir İspanyol olduğundan (o dönemde Fransız yönetimini destekleyen İspanyollara “Fransız taraftarı” anlamında afrancesado denirdi.), 7. Fernando’nun tahtı geri alması ve Jose Bonapart’la birlikte onu destekleyen her İspanyolu sınırdışı etmesi sebebiyle; 1813’te henüz dört yaşındayken ailesiyle birlikte sürülür ve Paris’e yerleşir. Aile 1818’de affedildiğinde ve tekrar Madrid’e döndüklerinde dokuz yaşındaki Larra, Fransızca’yı İspanyolca’dan çok daha iyi bilmektedir. Hem kendini farklı bir kültür içinde hissedişi, hem de hiçbir bölümde dikiş tutturamayışı iyi bir üniversite eğitimi almasını engeller. Ancak, edebi yeteneği kuvvetlidir ve bir gazeteci olarak büyük başarı kazanacaktır. Ayrıca, iyi Fransızcası sayesinde çeviriler yapar, tiyatro oyunları yazar.
İlk gazete yazılarını 1928’de henüz ondokuz yaşındayken kaleme alır. Dönemin İspanyası, 1812’de ilan edilen ve liberal özellikler taşıyan Cadiz Anayasası’nın çok gerisindedir. 1823 yılında başlayan ve 7. Fernando’nun 1833’teki ölümüne kadar sürecek yoğun bir baskı ve sansürü içeren İstibdat Dönemi hüküm sürmektedir. Bu atmosferde eleştiri ve hiciv yazıları yazmaya başlayan Larra’nın işi bir hayli zordur. Politik olarak liberallerden yana ve mutlakiyetçilerin karşısında bir duruş sergilemez, ama toplumun ve politikanın aksayan yönlerini çekinmeden eleştirdiği yazılarında dönemin sansür politikaları ve baskıcı ortamı karşısında kimliğini gizlemek durumunda kalır. Tüm yazılarını takma isimlerle yazar. İlk yazılarında “El Duende” (Cin) ismini kullanırken, asıl üne kavuşacağı El Pobrecito Hablador gazetesindeki yazılarını “uan Pérez de Munguía” ismiyle imzalayacaktır. 1832’de yazmaya başladığı La Revista Española’da “Figaro” takma ismiyle yazdığı yazıları artık mutlakiyetçi fikirlerinin yerini liberal fikirlere bıraktığı döneme denk gelir. Zaten 1833’te 7. Fernando ölmüştür ve tahta varis bıraktığı kızı II. Isabel çok küçük olduğundan yerine annesi Maria Cristina saltanat naibi olarak bulunmaktadır. Tahta 7. Fernando’nun kardeşi Carlos’un geçmesini isteyen ve bunun için İspanyol ordusuyla savaşmaktan çekinmeyen Karlistler ( Carlos taraftarları anlamında) yenilince, liberallerin desteğiyle tahtaki konumunu güçlendiren II. Isabel ve naibi Maria Cristina liberallere olan borçlarını, siyasi olarak bu kanadın temsilcilerini destekleyerek öderler. Bu sebeple, 7. Fernando’nun mirası istibdat dönemi rafa kalkar ve siyasi olarak liberal partinin güçlendiği görülür. İşte Larra da bu ortamdan faydalanarak eleştiri ve hiciv yazılarını görece rahat bir ortamda yazmaya devam eder.
Bu arada dönemin edebiyat çevreleriyle de yoğun ilişki içindedir. Tertulia denen edebi toplantılar sayesinde Madrid’teki yazar arkadaşlarıyla periyodik olarak görüşmektedir. 1835’te Londra ve Paris’e gider. Burada Hugo ve Dumas ile tanışır. İspanya’ya döndüğünde bir ara politikaya da atılır, ancak aradığını bulamaz.
Görünüşte iyi giden hayatında aslında ağır bir karamsarlık hüküm sürmektedir. Eleştirdiği, eksik yanlarını gördüğü İspanyol toplumu hiçbir ilerleme kaydedememektedir. Kısa hayatında Fransız taraftarlarını, Monarşi yanlılarını, Karlistleri, Ilımlı ve İlerici Liberalleri ve daha birçok farklı siyasi görüşün güç kazandığını ve güçten düştüğünü görmüş; ama hiçbirisinin siyasi ve toplumsal çürümeye çare olamadığına şahitlik etmiştir. Umut bağladığı siyasi oluşumların hiçbirinin vaatlerini yerine getiremediğini ve gelenin gideni arattığı yönetimleri görmek, İspanya’nın geleceği konusunda karamsar bir tutum benimsemesine yol açar. Larra’ya göre, İspanya kurtulamayacaktır, çünkü ortada care yoktur.
Larra’nın özel hayatı da yolunda değildir. Mutsuz bir evlilik yapmış ve bu evlilikten üç çocuğu olmuştur. Ama o, kendisi de evli olan bir başka kadınla aşk yaşamayı tercih eder. Bu ilişki de hayatına sevinç yerine mutsuzluk getirir. Ülkesinin geleceğiyle ilgili tüm karamsarlıklarına bir de sevgilisinden ayrılışı eklenir. 13 Şubat 1837 gecesi, sevgilisinin onu terkettiği gece kendini vurarak intihar eder. Henüz 27 yaşındadır. Cesedi o sırada henüz 5 yaşında olan kızı Baldomera Larra tarafından bulunacaktır.
27 yıllık kısa ömründe yazdığı yazılarıyla İspanyol Romantik döneminin en önemli kalemlerinden birine dönüşmeyi başarmıştır Larra. Bugün bile okunuyor oluşunu güçlü edebi yeteneği kadar, ele aldığı konuların güncelliğini hala koruyor olmasına borçludur.
“Vuelva Ud. Mañana”[1] (Bugün Git Yarın Gel)[2] isimli makalesi canlı bir İspanyol bürokrasi eleştirisidir. İspanya’ya çeşitli işleri için gelmiş Mösyö Sans-délai, isminden de belli olduğu üzere (Bay Gecikmez) gecikmeye tahammülü olmayan bir Fransızdır. İşleri için İspanya’nın çeşitli makamlarıyla görüşmek zorunda kalır. Tüm işlerini 15 günde bitirmeyi planlarken İspanyol bürokrasisinin azizliğine uğrar ve 6 aydan fazla süren ikameti sonrasında hiçbir şey elde edemeden ülkesine döner. Onu bürokrasinin işleyişi konusunda ülkeye ilk geldiği anda uyarmaya çalışan Larra haklı çıkmıştır.
Larra’nın hem anlatıcı rolünü üstlendiği hem de Mösyö Sans-délai isimli bir kurgu karakter üzerinden yazdığı eleştirisi, dönemin İspanyol toplumunun ve bürokrasisinin aynasıdır. Larra, bunu hem hayatının ilk yıllarını Fransa’da geçirmiş bir İspanyol olarak “dışarıdan bir gözle”, hem de İspanyol toplumunun içinde yaşayan bir gazeteci olarak “içerden bir gözle” yazar. Bu anlamda bürokrasinin tam da bam teline basar.
1833 yılında Madrid’te yazılmış bu metin bugün hala geçerliliğini koruyor. Peki ya bizim için? 2018 yılının Türkiyesi için başka bir senaryodan söz edebilir miyiz? Bu soruya “Hayır” demeyi gönülden isteyen bu satırların yazarı maalesef herkes gibi, hepimiz gibi bürokrasiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Ya sen ne dersin sevgili okur? Başka bir dünya mümkün mü?




[1] Larra, Mariano Jóse, Vuelva Ud. Mañana y Otros Artículos, Editorial Alfaguara, Madrid, 2000.
“Vuelva Ud. Mañana” metninin İspanyolcası için bknz. http://www.cervantesvirtual.com/obra-visor/vuelva-usted-manana–0/html/ff7a5caa-82b1-11df-acc7-002185ce6064_2.html

[2] “Vuelva Ud. Mañana” metninin Türkçe çevirisi için bknz. http://www.ozlemsenyildiz.com.tr/bugun-git-yarin-gel/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA