Ana içeriğe atla

ANTONIO MACHADO’NUN SON DİZELERİ



Estos días azules
y este sol de la infancia”.
Bu kederli günler
Ve çocukluğun o sıcacık güneşi”

Sadece bu iki dize, koskoca bir iç savaşın özeti olabilir. Savaş ortasında kalmış insan öykülerinin iki dizelik özeti. Bugünün gerçeği ile geçmişin hayali kol kola girmiş. Geride terk etmek zorunda kaldıkları harabeye dönmüş bir evin acısı, ötede neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri bir yabancı diyar. Çaresizlik, mutsuzluk, umutsuzluk, acı ve ölüm…
Bu satırlar yazılırken savaş resmen sona ermemiş, kimin kazanacağı büyük oranda belli, ama resmen sona ermesi 1 Nisan 1939’da olacak. Bu kahır dolu dizeleri Machado’ya yazdıran sadece bir bilinmeze yolculuk değil, bu bilinmez yolculuğu açlık, hastalık ve soğuk eşliğinde, üstelik de 85 yaşındaki annesiyle yapıyor oluşu da değil, bilinmezlik onu en çok üzen. Çok sevdiği ülkesinden ayrılmak zoruna kalışı ile ona bir daha ne zaman döneceğini bilemeyişinin verdiği acı. Bu nedenle terazinin bir kefesinde “bu kederli günler” dururken, diğerinde “çocukluğunun sıcak güneşi” duruyor. Şubat soğuğunda üşüyen vücudunu çocukluğunun sıcak hatıralarıyla ısıtmak istiyor. Belki bu acı dolu günlere bir merhem arıyor Machado, ama bulamayacak. Çünkü bu satırları kaleme aldıktan çok kısa bir süre sonra, ülkesinden uzakta, savaştan kaçarken konaklamak zorunda olduğu ücra bir Fransız kasabasında hayata gözlerini yumacak. Öldükten sonra cebinden çıkan defterde ise bu iki satır bulunacak.

1885’te Sevilla’da doğan Antonio Machado eğitimine Madrid’te devam eder. Laik eğitim veren “Institución Libre de Enseñanza”da eğitim alır. Burada aldığı eğitim hayat görüşünün şekillenmesinde önemli rol oynayacaktır. İlk şiir kitabı Soledades’i (Yalnızlıklar) yirmi sekiz yaşındayken çıkarır. Arkasından şiirlerini topladığı diğer büyük eserleri gelecektir: Soledades, Galerías. Otros poemas (Yalnızlıklar, Galeriler. Diğer Şiirler) , Campos de Castilla ( Kastilya Kırları) Aynı zamanda Fransızca öğretmenliği yapıyor oluşu, onun, Fransız edebiyatı ve özellikle Fransız şiiri ile felsefe metinleri konusunda zengin bir donanım kazanmasını da sağlar. Şiirin yanında gazete yazıları, tiyatro oyunları da yazar. Özellikle İç Savaş’tan önceki yıllarda Segovia’da Fransızca öğretmenliği yaptığı sırada her hafta sonu Madrid’e gelerek, kardeşi Manuel Machado ile tiyatro oyunları yazar. Bu birliktelik savaşın patlak verdiği 1936’ya kadar sürer. Çünkü, savaş başladığında Antonio Machado, Cumhuriyetçiler’in safında yer alırken, kardeşi Manuel Machado, Franco’yu destekleyecektir. İki kardeşin yolları savaş ile ayrılır ve bir daha da kesişmez. Antonio Machado, Collioure’de 22 Şubat 1939’da ölürken, kardeşi Manuel Machado, Frankist düzenin en önemli şairlerinden birine dönüşür. 1947’de ölene kadar, Milli Şef Franco’ya ve İspanya’nın yeni düzenine övgü dolu dizeler yazar.
İç savaşta bir kardeş kurşunuyla ölmek mi daha trajik, kardeş kurşunuyla ölmemek için kaçarken ülkenden uzakta ölmek mi? Bu iki dize, aynı iki soru arasında Machado’nun da kaldığını, ama kesin bir yanıt bulamadığını gösteriyor sanki. İlk dizesi ile savaşı ve savaştan kaçmanın acısını aktarırken, ikinci dizesi ile artık çok uzaklarda olan çocukluğuna bir ağıt yakıyor. Bir ölümden kaçarken başka bir ölümden korkuyor. Ama her türlü ölüyor Machado. Özleyerek ölüyor. Çocukluk bir kayıp cennet. Çocukluğunun güneşini özleyerek ölüyor Machado.
Ünlü şair! Büyük İspanyol şairi! İspanya’nın ünlü büyük şairi Antonio Machado! Bir daha ne ülkesine ne de o özlediği çocukluk günlerine dönebilecek! Ölmeden önce yazdığı bu iki satır ise sonsuza kadar yaşayacak! Bize savaşın soğuk ve acımasız yüzünü her daim hatırlatacak! Sebepleri sayfalar dolduran savaşların kocaman tarafları arasında kalmış küçük insanların büyük hikayelerini iliklerimize kadar işleyerek!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSPANYOL İSİMLERİYLE İMTİHANIMIZ

Bir İspanyol’un ismini gören bir Türk’ün verdiği ilk tepkilerden biri, biraz da şakayla karışık “İsim değil destan mübarek!” olur. Ya da ilk kez İspanyolca öğrenmeye başlayan birisi bildiği tüm İspanyolca isim ve soy isimleri art arda hızlıca söyleyerek sanki çok iyi İspanyolca konuşuyormuş gibi şaka yapar. Örneğin, “Juan Manuel Real Espinoza Sanchos Manchos Başkabişeybilmiyos” vb. Evet, İspanyol isim ve soy isimleri birkaç isim ve soy isim barındırır ve bu durum, İspanyol isimleriyle ilgili bu klişe söylemlerin kaynağını oluşturur. Peki İspanyolları’ın isimleri nasıl bu kadar uzun olabiliyor? Türkiye’de İspanyol kültürünün tanınırlığı arttıkça birçok kişi tarafından artık bilinen bu durumu, bir kez de biz topluca ele alıp açıklayalım dedik. “İspanyollar ve isim” konusunu açıklarken öncelikle bilmemiz gereken, her İspanyol’un biri babasından biri de annesinden gelen iki soy ismi olduğudur. İlk soy ismi babasından aldığı, ikincisi ise annesininkidir. Ömrü boyunca ikisini de bir a

İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu. Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm. Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek. Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda. Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar, Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler. Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!