Ana içeriğe atla

Yayınlar

Mart, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

LA CASA DE PAPEL: SOYGUN MU, DİRENİŞ Mİ? İŞTE BÜTÜN MESELE!

Diziyi ilk kez izleyecek birisinin ilk düşündüğü şey, isminin ne anlama geldiği konusudur. “La casa de papel”, tam anlamıyla “Kağıt Ev” şeklinde tercüme edilebilir. Dizinin giriş bölümündeki kağıt maket, ana karakterin zaman zaman origami yapması bize “Kağıt Ev”in doğru bir çeviri olduğunu düşündürtüyor. Ancak, “papel” hem “kağıt” hem “para” demek. Dolayısıyla, “Para Evi” şeklindeki anlamından hareketle “Darphane” de denebilir. Hele ki, dizinin bir darphane soygunu hikayesi olduğu düşünülürse aslında “Para Evi” ya da (tam karşılığı “La casa de la moneda” olsa da) “Darphane” daha uygun bir isim gibi duruyor. Dizinin Türkçe çevirisi içinse, İngilizce’deki “Money of Heist” kavramı baz alınmış, Darphane Soygunu . İspanyolca’daki “papel” sözcüğünün bu çift anlamlılığı Türkçe’de yok, yaptığı tüm göndermeleri tek sözcükle karşılayamıyoruz. Bu nedenle,konuyu baz alarak yapılacak çeviride en uygunu“Darphane Soygunu” ifadesi. (“Oldu olacak Kağıthane olsun” diyen sevgili öğrencime de ayrıca s

LARRA VE “BUGÜN GİT YARIN GEL”

Mariano Jose de Larra, İspanyol Romantik döneminin en önemli kalemlerinden biri. Bir tarihi roman, birkaç tane de tiyatro eseri yazmıştır, ama asıl ününü gazete yazılarına borçludur. Öyle ki, 27 yıllık kısa ömründe çeşitli gazetelerde yazdığı 200’den fazla makalesi vardır. İspanyol basını için önemli bir isim olan Larra’nın adı, 1999’da oluşturulan ve 30 yaş altı yetenekli gazetecilere her yıl verilen “Premio Jose de Larra” ödülü ile bugün İspanya’da hala yaşatılmaktadır. (Küçük bir not: Şu an İspanya kraliçesi olan Letizia Ortiz’in kraliyet ailesine girmeden önce gazetecilik yaptığını ve başarılı bir gazeteci olarak 2000 yılında henüz 28 yaşındayken bu ödülü almış olduğunu da belirtelim.) Larra, ünlü ve zengin bir ailenin oğlu olarak 1809’da Madrid’te doğar, ancak doğduğu dönem itibariyle İspanya’nın içinde bulunduğu durum ve ailesinin tercihleri, bu zenginlikten yeterince faydalanamamasını beraberinde getirir. Dedesi Antonio Crispín de Larra, dönemin İspanyol darphanesinde ça

“BUGÜN GİT YARIN GEL”

Tembelliğe ilk kez kim ölümcül bir günah dediyse hakikaten büyük adammış. Daha önceki yazılarımızın birinde bu konuya ciddiyetle değinmiş bizler, şimdi bu günahın geçmişiyle ilgili uzun ve derin araştırmalara girişmeyeceğiz; her ne kadar tarihin derinliklerine saplanmış nice günahlar olduğunu ve bunların tarihini incelemenin de gerçekten ilginç olacağını bilsek de. Sadece şunun üzerinde anlaşalım, dinimiz cennetin kapılarını bir Hristiyan’dan gayrısına kapadı ve hep kapamış olacak. Ben birkaç gündür bunları düşünüyordum ki, evime şu yabancı konuklardan biri geldi, hani şu ülkemiz hakkında her daim mübalağalı fikirleri olanlardan; hani buranın insanlarının hepsinin olağanüstü, dürüst, cömert ve hâlâ daha taa ikiyüz yıl öncesinin şövalyeleri gibi ya da hâlâ Atlantis’in öbür yakasındaki konargöçer kabileler gibi olduğunu düşünenlerden: Bunlar ilk seferinde, karakterimizin (bizim enkazımız olan) bir ören yeri gibi el değmemiş haliyle muhafaza edildiği hayaliyle geliyorlar; ikincisinde

ANTONIO MACHADO’NUN SON DİZELERİ

“ Estos días azules y este sol de la infancia”. “ Bu kederli günler Ve çocukluğun o sıcacık güneşi” Sadece bu iki dize, koskoca bir iç savaşın özeti olabilir. Savaş ortasında kalmış insan öykülerinin iki dizelik özeti. Bugünün gerçeği ile geçmişin hayali kol kola girmiş. Geride terk etmek zorunda kaldıkları harabeye dönmüş bir evin acısı, ötede neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri bir yabancı diyar. Çaresizlik, mutsuzluk, umutsuzluk, acı ve ölüm… Bu satırlar yazılırken savaş resmen sona ermemiş, kimin kazanacağı büyük oranda belli, ama resmen sona ermesi 1 Nisan 1939’da olacak. Bu kahır dolu dizeleri Machado’ya yazdıran sadece bir bilinmeze yolculuk değil, bu bilinmez yolculuğu açlık, hastalık ve soğuk eşliğinde, üstelik de 85 yaşındaki annesiyle yapıyor oluşu da değil, bilinmezlik onu en çok üzen. Çok sevdiği ülkesinden ayrılmak zoruna kalışı ile ona bir daha ne zaman döneceğini bilemeyişinin verdiği acı. Bu nedenle terazinin bir kefesinde “bu kederli günler” dururken, diğ