Ana içeriğe atla

Yayınlar

"AYNALAR"

Hiç önemi yok az mı uyudun yoksa çok mu,hiçbirini affetmez bir otel odasındaki aynalar,vahşi bir hayvan gibidir her biri öylesi karşı koyar insanın dokunuşlarına.Bir de tanıdık aynaların ışıkları varonlarsa acıyorlar halimize,bilmezden gelişlerimize göz yumup hem, şefkatten,ya da alışkanlıktan belki de çekiyorlar sineye.Biliyorum aslında aynalarset çekilmiş sularıdır akıp giden bir nehrin.Çünkü şahit oldum güneşten yansıyan aksinKirlerini nasıl gizlediğine gölgelerin.Oysa gözlerinin derinliklerine her kim bakarsaizlerine rastlar geçip giden zamanın; bir debir otel odası sabahında ansızın belirip içimizi yakantozlu sayfalarına geçmişin.Ne diye cevap vereyim ki o zaman. Kapat gözlerini, çünkü insanı bu denli yıpratan başka bir şey olamazsenin bu bakışlarından başka.LUIS GARCÍA MONTERO (1958-….)
Habitaciones Separadas ( 1994)LOS ESPEJOSNo importa si has dormido poco o mucho,los espejos de hotel nunca perdonany son como animals de montañaque no aceptan el trato de los hombres.La luz de los…
Son yayınlar

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA



1936 BARSELONA YAZ OLİMPİYATLARI

1992 yılında bakkala (evet market değil bakkala) gidip büyük boy Coca Cola alan bir çocuk, alışılmış Coca Cola kırmızısı üzerinde olimpiyat halkaları da olan ince uzun bir bardak da almıştır.  Çok büyük bir ihtimalle benim gibi birçok çocuk, olimpiyat halklarının altında “Barselona 1992” yazan bu bardak sayesinde, Barselona adını belki ilk defa duymuştur. Ve tabi Barselona’nın İspanya’da bir şehir olduğunu ve olimpiyatların o yıl Barselona’da yapılacağını da.  Olimpiyatların o seneki mottosu “Amigos para siempre”nin ne anlama geldiğini anlamam içinse aradan yıllar geçmesi gerekecektir elbette.
O yıllarda birçok şeyi televizyon başına geçip ailecek izlediğimizi hatırlıyorum. İnternetin  ve sosyal medyanın henüz bize şah damarımızdan daha yakın olmadığı, ilk özel televizyonun kuruluşunun coşkuyla kutlandığı yıllar. Kanatları petrole bulanmış karabatak kuşuna üzüldüğümüz (ki sonradan bir propaganda görüntüsü olduğu ortaya çıktı, ama biz henüz televizyondan evimize akan her şeye koşulsuz…

“TAM TERSİ”

Seni görmekten korkuyorum
ve muhtacım seni görmeye
seni görmeyi umuyorum
zorlanıyorum seni görmekte
oysa sana rastlayasım var
seni bulma konusunda endişelerim.
seni bulacağımdan da eminim
sana rastlayacağıma dair zavallı şüphelerim de var.
seni acilen duymalıyım oysa
seni duymak bana mutluluk veriyor
seni duyacak kadar şanslıyım
ve korkuyorum da seni duymaktan
ya da
özetlersek
bittim ben
ya da harikayım
belki ikincisinden daha çok
birincisiyim
ya da belki
tam tersi.



Viceversa

Tengo miedo de verte
necesidad de verte
esperanza de verte
desazones de verte
tengo ganas de hallarte
preocupación de hallarte
certidumbre de hallarte
pobres dudas de hallarte
tengo urgencia de oírte
alegría de oírte
buena suerte de oírte
y temores de oirte
o sea
resumiendo
estoy jodido
y radiante
quizá más lo primero
que lo segundo
y también
viceversa.

"BULMACA"

Biz küçük birer çocukken bir vakitler
otuz yaşındakileri yaşlı sanırdık
bir su birikintisini ise bir okyanus
kokuşmuş ölümdense
henüz bihaber yaşardık
sonra bizler genç birer delikanlı olduk
yaşlılar da kırk yaşına geldi
bir gölet okyanus kadar oldu
ve ölümse lalettayin
bir sözcüğe evrildi
sonunda evlendiğimizde
yaşlılar artık ellilerindeydi
bir göl oldu sana bir okyanus
bu kez bir de ölüm vardı da
yalnız başkaları içindi.
şimdi yaşlı bir kurt olarak
artık hakikate erdik
okyanus sonunda bir okyanus kadar artık
ve ölüm diye sonunda kendimizinkine
yaklaştık

Mario Benedetti









PASATIEMPO

Cuando éramos niños
los viejos tenían como treinta
un charco era un océano
la muerte lisa y llana
no existía.
luego cuando muchachos
los viejos eran gente de cuarenta
un estanque era un océano
la muerte solamente
una palabra
ya cuando nos casamos
los ancianos estaban en los cincuenta
un lago era un océano
la muerte era la muerte
de los otros.
ahora veteranos
ya le dimos alcance a la verdad
el océano es por fin el océano
pero la muerte…