Ana içeriğe atla

Yayınlar

PEYAMİ SAFA’NIN GÖZÜNDEN İSPANYOL İÇ SAVAŞI

17 Temmuz 1936’da İspanya’nın Fas Garnizonu’nda başlayan askeri ayaklanma, kısa sürede tüm İspanya’ya yayılır. Birkaç gün içinde ülke “İsyan Ordusu” ve “Cumhuriyet Ordusu” taraftarları olarak ikiye bölünür ve ancak 1 Nisan 1939 yılında resmen sona ermiş olacak olan “İspanyol İç Savaşı” başlar. O dönem sıkça çıkan birçok ayaklanma ile boğuşan İspanyol Hükümeti, İsyan Ordusu’nun başlattığı bu isyanı başta ciddiye almaz; ancak hem bu basiretsizlik, hem de kimi yerel yöneticilerin isyancı askerlerle işbirliği yapması sadece hükümetin değil, bir devrin de sonunu hazırlamış olur.İspanya’daki askeri ayaklanma çok geçmeden uluslararası kamuoyunun da gündeminde yer bulur. Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyası’nın desteklediği İsyan Ordusu ve Franco ile Stalin Rusyası’nın desteklediği Cumhuriyet Ordusu ve İspanyol Hükümeti arasındaki savaş, aslında, bir anlamda uluslararası güçlerin de savaş meydanıdır. Bedelini İspanyol halkının ödediği bu savaşa İngiltere’nin başını çektiği diğer Avrupalı de…
Son yayınlar

İSPANYOL İÇ SAVAŞI’NIN İLK GÜNLERİNDE CUMHURİYET GAZETESİ’NDE SAVAŞ HAKKINDA ÇIKAN HABERLER

17 Temmuz 1936’da İspanya’nın Fas Garnizonu’nda başlayan askeri ayaklanma, kısa sürede tüm Castilla, Andalucía’nın kıyı şeridi ile Extremadura ve Galicia bölgelerine yayılır. Yalnızca 2 gün sonra İspanya, “İsyan Ordusu” adı verilen bu isyancı askeri grup destekçileri ile meşru Cumhuriyet hükümetini savunanların oluşturduğu “Cumhuriyet Ordusu” arasında ikiye bölünmüştür. 1931 yılında ilan edilen II. Cumhuriyet’e karşı olan tüm odaklar ile Kilise ve Falanj Partisi gibi aşırı sağ kanat destekçileri, kendilerine “Milli Cephe” diyen İsyan Ordusu’nu destekler. Buna karşılık kendilerine “Halk Cephesi” diyen ve Cumhuriyet Ordusu’nu oluşturan grup içerisinde II. Cumhuriyet taraftarları, Kilise karşıtları, işçi grupları ile komünizmden sosyalizme kadar geniş bir politik görüşe sahip İspanyollar bulunmaktadır. Merkezi Burgos’ta bulunan ve General Francisco Franco tarafından yönetilen İsyan Ordusu ve destekçileri ilerleyişlerini sürdürürken, meşru Cumhuriyet hükümeti de yönetim merkezini Madrid’t…

"AYNALAR"

Hiç önemi yok az mı uyudun yoksa çok mu,hiçbirini affetmez bir otel odasındaki aynalar,vahşi bir hayvan gibidir her biri öylesi karşı koyar insanın dokunuşlarına.Bir de tanıdık aynaların ışıkları varonlarsa acıyorlar halimize,bilmezden gelişlerimize göz yumup hem, şefkatten,ya da alışkanlıktan belki de çekiyorlar sineye.Biliyorum aslında aynalarset çekilmiş sularıdır akıp giden bir nehrin.Çünkü şahit oldum güneşten yansıyan aksinKirlerini nasıl gizlediğine gölgelerin.Oysa gözlerinin derinliklerine her kim bakarsaizlerine rastlar geçip giden zamanın; bir debir otel odası sabahında ansızın belirip içimizi yakantozlu sayfalarına geçmişin.Ne diye cevap vereyim ki o zaman. Kapat gözlerini, çünkü insanı bu denli yıpratan başka bir şey olamazsenin bu bakışlarından başka.LUIS GARCÍA MONTERO (1958-….)
Habitaciones Separadas ( 1994)LOS ESPEJOSNo importa si has dormido poco o mucho,los espejos de hotel nunca perdonany son como animals de montañaque no aceptan el trato de los hombres.La luz de los…

"GİZLİ SEYAHAT"

Söyleyin o trene beni beklemesin artık Sinemde bir dolu yasım var benim Ve boğazımda da buzdan bir düğüm.
Hayır, beni bekleme tren, var git köyüne, Masmavi kuzeye, henüz öğleden sonrasında Mutlu ateşinle dağlar arasıda türküler söyleyerek.
Hayır, bekleme beni, hayır hayır akşam treni Zarif çam treni, Göğsümden yaralıyım ben, kırmızı Kan içinde kavgalarda.
Ah, güneşli tren, gelemem ki seninle,  Ağaçlar geçer bir bir solgun eller gibi, Simsiyah köşeler kuşatır beni  Ağaçlar arasında dumandan gözyaşlarıyla Donmuş loşluklarda Kapkara oyuklar kulaklarımı sağır eder, Kimi uzun ağaçlar daha da boy atarlar,
Küller ve acılar bekler beni Yanmış kuytuluklarda, Gece trenlerinin duyulmayana dek -ateşi ve yaygarası engin ovada- İspanya’ya doğru gitsinler.
Ah, gece treni, beni de yanında götür, Metal ve ışık, Yürek, taş ve  demir yüklü, Bir tek keskin yamaçlarda duralım seninle!
                                                JOSE HERRERA PETERE (1947-1977)
Hacia el sur se fue el domingo (1955)



İSPANYOL GRİBİ NEDİR?

COVID-19 ya da halk arasındaki adıyla Coronavirus (Koronavirüsü), maalesef tüm dünyanın şu günlerde en büyük sorunu ve yakın zamanda da geçeceğe benzemiyor. Hepimiz evlerimize kapanmışken, büyük bir veri bombardımanı altındayız. Her kafadan da bir ses çıkıyor; rakamlar, öneriler, tedbirler, felaket senaryoları, vs hepsi birbirine girmiş durumda. Herkes konuyu kendi ilgi ve bilgi alanı açısından değerlendirmeye çalışıyor. Bizlerse, distopik bir roman içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Bildiğimiz tek şey, evlerimizden çıkmamalıyız ve grip gibi algılanan, ama grip olmayan bu salgından bir şekilde kendimizi korumalıyız. Salgın, ilk ortaya çıktığında, grip ya da influenza ile çok karıştırıldı. Bu durum, birçok insanın, olayın ciddiyetine varamamasına neden oldu. Öyle veya böyle; virus, salgın, grip, influenza kelimeleri gelip hepimizin gündemine oturdu.

Latince “influentia” kelimesinden türeyerek İtalyanca’ya geçen “influenza” sözcüğü, XIV. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. İlk başlarda İta…

“HENÜZ BİRKAÇ GÜN OLUYOR”

Henüz birkaç gün oluyor babam öldü benim,
Sadece birkaç gün öncesi işte.

Tüy kadar hafif düşüverdi öylece
Göz kapakları gibi inen
Gece ya da bir yaprak gibi
Sallanan, rüzgar esmediğinde

Bugünkü başka yağmurlara benzemiyor
Bugün yağmur ilk kez yağıyor
Mezarının mermeri üstüne

Her yağmur altında
Boylu boyunca uzanan benmişim, şimdi artık biliyorum,
Artık bir başka bedende öldüm ben.
Hugo MUJICA



HACE APENAS DÍAS

Hace apenas días murió mi padre,
hace apenas tanto.

Cayó sin peso,
como los párpados al llegar
la noche o una hoja
cuando el viento no arranca, acuna.

Hoy no es como otras lluvias
hoy llueve por vez primera
sobre el mármol de su tumba.

Bajo cada lluvia
podría ser yo quien yace, ahora lo sé,
ahora que he muerto en otro.
Hugo MUJICA



1936 BARSELONA YAZ OLİMPİYATLARI

1992 yılında bakkala (evet market değil bakkala) gidip büyük boy Coca Cola alan bir çocuk, alışılmış Coca Cola kırmızısı üzerinde olimpiyat halkaları da olan ince uzun bir bardak da almıştır.  Çok büyük bir ihtimalle benim gibi birçok çocuk, olimpiyat halklarının altında “Barselona 1992” yazan bu bardak sayesinde, Barselona adını belki ilk defa duymuştur. Ve tabi Barselona’nın İspanya’da bir şehir olduğunu ve olimpiyatların o yıl Barselona’da yapılacağını da.  Olimpiyatların o seneki mottosu “Amigos para siempre”nin ne anlama geldiğini anlamam içinse aradan yıllar geçmesi gerekecektir elbette.
O yıllarda birçok şeyi televizyon başına geçip ailecek izlediğimizi hatırlıyorum. İnternetin  ve sosyal medyanın henüz bize şah damarımızdan daha yakın olmadığı, ilk özel televizyonun kuruluşunun coşkuyla kutlandığı yıllar. Kanatları petrole bulanmış karabatak kuşuna üzüldüğümüz (ki sonradan bir propaganda görüntüsü olduğu ortaya çıktı, ama biz henüz televizyondan evimize akan her şeye koşulsuz…